Günlerdir Netflix'in en çok izlenenler listesinden düşmeyen "The Platform" filminin ardındaki buz dağına bakış

Sınıf çatışmasını tüm çıplaklığı ile ele alan ve bunu yaparken de aslında seyirciye kendi distopyasını sunan; kullanılan metaforlarla senaryoyu besleyen, bu sebeple de günlerdir listelerden düşmeyen film "The Platform", izleyenleri ikiye böldü. Özellikle son sahnesi ile çok tartışılan filmin yönetmeninden de bu konu ile ilgili açıklama gecikmedi.

Yayınlanma Tarihi: 31.03.2020 13:43
Değiştirme Tarihi: 31.03.2020 17:10
Günlerdir Netflix'in en çok izlenenler listesinden düşmeyen 'The Platform' filminin ardındaki buz dağına bakış

Pelin Yavuz (pelin@acunn.com)

The Platform, 2019 sonbaharında düzenlenen Toronto Film Festivali’nde dünya prömiyerini gerçekleştirmişti. İspanya yapımı filmin yönetmeni Galder Gaztelu-Urrutia'nın ilk uzun metrajlı filmi olan "The Platform" ya da orijinal ismiyle "El Hoyo", sosyal izolasyon günlerini evde film izleyerek değerlendirenler için Netflix'te izleyicinin beğenisine sunuldu ve günlerdir en çok izlenenler listesinden düşmedi. 

The Platform, sinemaseverlerin yıllar öncesinin "Küp (Cube -1997)" filmine benzetebileceği, aynı zamanda "Parazit (Parasite -2019)" filminde de işlenen ve bu sebeple seyirci ile -aynı başarıda olmasa da- özdeşim kurabileceğini düşündüğüm, "sınıf çatışmasını" hissettirmesi konusunda hedefini gerçekleştirebilmiş bir film.  

"The Platform" (Spoiler***)

Dikey olarak inşa edilmiş bir hapishanenin her katında iki mahkumun kaldığı ve bu iki mahkumun birbirini henüz tanımadığı, sinematografik tercihleri ile de seyirci üzerinde psikolojik baskı oluşturan bir mekanda geçen filmin konusu, bu yapının ortasındaki boşluğa yerleştirilen platformun üzerine hazırlanan ve hapishaneki herkese yetecek miktarda servis edilen yemek masası üzerine kurulu. 

Haber ile ilgili metin girin!.

PEKİ NASIL?

En üst kattan aşağı doğru hareket eden platformda, en üst kattaki mahkumlar bin bir çeşit yemeği afiyetle yerken, platform aşağıya indikçe en alt kattakiler için durum farklı bir hal almaya başlıyor çünkü orta katlardaki mahkumlar artık kalan yemekleri yerken, platform en alt kata indikçe yemeklerin talan edilmiş olması, insanların içindeki canavarı ortaya çıkarıyor ve film tam da burada başlıyor. Film; düzenin, düzenin içindekinin ve içinde olduğunu fark etmeyenlerin uyandırma servisi gibi...

Üst kattakilerin kendi payına düşeni değil, canı istediği kadarını yemesi, en alt kattakilerin vahşice birbirlerini katletmesine sebep oluyor. Üsttekiler ziyafet çekerken, alt kattakilerin sefalet içinde olması ve bunun çarpıcı bir şekilde izleyiciye sunulması ise -zaman zaman rahatsız etse de- sınıf çatışmasını ve kapitalist düzeni gözler önünü seriyor.

Mahkumların hapishane şartlarında öz disiplinini kuramaması, herkese yetecek kadar yemek olmasına rağmen üst kattakiler yemekleri bitirdiği için alt kattakilerin hayatta kalmak pahasına birbirini yemeyi göze almak zorunda kalması izleyenleri dehşete düşürse de, film aslında sansürsüz bir biçimde izleyiciyi gerçekler ile yüzleştiriyor.

Tüm mahkumların belli periyotlarla kat değiştirme mecburiyeti, yani kimsenin bulunduğu katta daimi olmaması ise, değişen şartlarla birlikte değişen insanlara da yeni bir bakış açısı getiriyor.

Haber ile ilgili metin girin!.

İZLEYENLERİ İKİYE BÖLDÜ

Kapitalist düzeni, zengin-fakir uçurumunu ve adaletsizliği 333 katlı bir hapishaneye sığdıran filmdeki metaforlar ise inançlara, kültürlere; yani hayatımızın içindeki yönetimlere dayanıyor. Filmin başrolü Goreng'in yanında bir kitapla hapishaneye girmesi ve o kitabın "Don Kişot" olması, elbette kitabın içeriğini bilen izleyiciler için sürpriz değilken; diğer mahkumların bıçak, tüfek gibi nesnelerle gelmesi ise tesadüf olmuyor...

Akıllıca kurulmuş bir senaryo örgüsünü ve sistematik akışı seyirci ile buluşturulan filmin eleştirilecek yanları da elbette var. Olayların seyrindeki yavaşlık ile seyircide gerginlik yaratmak ve merak uyandırmak hedeflenirken; aksine, film sıkıcı bir hal almaya başlayabiliyor, tabii buna filmin tek mekanda geçmesi de etki ediyor. Buna ek, yönetmenin mesajı seyirciye bırakmak yerine her fırsatta kadraja sığdırması da izleyiciyi rahatsız edebiliyor.

FİLMİN SONU AÇIK UÇLU MU?

Filmin sonunda kız çocuğunun görülmesi ile birlikte platformun yükselmesi, izleyenleri tam o noktada ikiye bölüyor çünkü kimisi anlamlandırdığı metaforlar ile filmin sonunu aklında oturturken, kimi izleyiciler ise somut bir son görmek istiyor.  İşte tam da burada, tüm mesajları açık bir şekilde izleyiciye sunan yönetmenin, filmin sonunu neden muamma kıldığı akılları karıştırıyor.

Açık uçlu bir son ile yoruma açık bir final yapan filmin yönetmeni Gaztelu-Urrutia, “Sizce filmde yaşananlardan sonra ne oluyor, mesaj yerine ulaşıyor mu” sorusuna:

“Bu topluma sormanız gereken bir şey. Bu hepimize bağlı. Bu dünyaya adım atmış en sefil tür olmaya devam etmek isteyip istemediğimize bağlı” diyerek, filmin amacının toplumsal sorunları gözler önüne sermek olduğunu; izleyiciye bir şey telkin etmek veya ders vermek gibi bir amacının olmadığını belirterek cevap veriyor.

Devam niteliğinde bir seri gelir mi bilinmez ama The Platform, karantina günleri için güzel bir tercih olsa da, özellikle bahsettiğimiz hususlarda eleştiriye açık bir film.