Dillerden düşmeyen 7. Koğuştaki Mucize filminin konusu, başarısı ve detayları!

2019'un Ekim ayında sinemaseverler ile buluşan 7. Koğuştaki Mucize, geçtiğimiz haftalarda Netflix kullanıcılarına sunulunca tekrar gündeme oturmayı başardı. Farklı ülkelerden de beğeni toplamaya devam eden film, gerek oyunculukları gerek hikâyesi ile izleyicileri derinden etkiledi. Biz de çok konuşulan bu filmi, detaylarını ele alarak sizler için inceledik. İşte detaylar...

Yayınlanma Tarihi: 09.04.2020 14:13
Değiştirme Tarihi: 09.04.2020 15:32
Dillerden düşmeyen 7. Koğuştaki Mucize filminin konusu, başarısı ve detayları!

Pelin Yavuz (pelin@acunn.com)

Güney Kore sinemasından uyarlanan, yönetmen koltuğuna Mehmet Ada Öztekin'in oturduğu filmin kadrosunda Aras Bulut İynemli, Nisa Sofiya Aksongur, Celile Toyon, İlker Aksum, Mesut Akusta, Deniz Baysal, Yurdaer Okur ve Sarp Akkaya gibi başarılı isimler var. Yalnız belirtmeliyim ki, film uyarlama olmasına rağmen tamamen kendi benliği oturtmuş, oyunculukları ve kurgusu ile tamamen yeni bir başarı öyküsü haline gelmiş. Hatta uyarlanan halinin orijinalinden daha başarılı olduğunu söylemezsem, filme haksızlık etmiş olurum.

Hâlâ 7. Koğuştaki Mucize’yi izlemeyenler için ise “filmi izlerken içinizden adaleti, sevgiyi, aile kavramını ve belki de kendi hatalarınızı sorgularken; filmin sonunda sizi vicdanınız karşılıyor olacak” diyebilirim.

Umarım siz de filmin sonunda “Sevmek, birisi için ölmek değil yaşayabilmektir” diyebilirsiniz

Haber ile ilgili metin girin!.

7. Koğuştaki Mucize

“Memo’nun yavrusu Ova…”

Film bittiğinde bu cümle yüzlerinizi gülümsetiyor, “lingo lingo” dendiğinde, “şişeler” diye bağırasınız geliyorsa; film sizi de etkilemiş demektir.

-Buradan itibaren, filmi henüz izlemeyenleri uyarmakta fayda var.

*SPOİLER*

Peki Nedir Bunların Hikayesi?

Memo, kızı Ova ve babaannesi, seksenli yıllarda bir Ege kasabasında yaşamını sürdürmektedir. Memo’nun zekâ geriliği olması, onu çocuktan farklı kılmamaktadır ve kızı Ada, büyüdükçe bunun farkına varmaya başlar…

Koyunların bakımını yapan Memo, onlarla konuşur, isimler koyar; Ova ile birlikte gökyüzüne bakar ve bulutları izler; çocuk gibi güler, heyecanlanır. İkisinin arasındaki baba-kız bağı çok farklıdır. Ova’nın okuldaki arkadaşları da bu durumun farkındadır ve Memo’ya “deli” diyerek onunla dalga geçerler. Ova bunlara üzülse de babasının ne kadar özel olduğunun farkındadır. Babaannesi ona hep babasının içindeki güzelliklerden bahseder.

Heidi’li Kırmızı Çanta ve Elma Şekeri

Yine bir gün okul çıkışı, Memo ile Ova eve dönerken, Ova kırtasiye vitrininde Heidi’li kırmızı bir çanta görür, çantayı almak için içeriye girerler fakat paraları yetmediği için, Memo o çantayı, 23 Nisan töreninde elma şekeri satıp öyle alacağını söyler. Eve döner dönmez o çantayı Ova’ya alabilmek için babaannesi ile elma şekeri yapmaya başlar.

Törenden sonra kazandığı para ile kırtasiyeye gelen Memo, almak istedikleri çantanın sıkıyönetim komutanı tarafından alındığını görünce ona engel olmaya çalışır fakat yediği tokat ile kendine gelir. Kızı Ova, yaşanılan bu olay üzerine babasıyla birlikte eve döner fakat çok üzgündür; babaannesi çantayı başka zaman alırsınız diye teselli verecek olur ki, Ova, asıl üzüldüğü şeyin babasına atılan tokat olduğunu babaannesine anlatır.

Aynı gün içinde, Memo’nun koyunları otlatmaya gittiği yerde komutanlar ve aileleri piknik yapmaktadır. Heidi’li çantayı komutanın kızının sırtında gören Memo, kızın dağlara doğru koşmasıyla birlikte peşinden gider ve işte o sırada olanlar olur. Memo’yla konuşurken koşmaya devam eden kızın ayağı kayar ve kız, kayalıklardan denize düşer. Memo peşinden gitse de artık her şey için çok geçtir…

O sırada kızını aramaya çıkan komutan ve arkadaşları, Memo’nun kollarında kızın cansız bedenini görünce Memo’nun onu öldürdüğünü düşünür ve hikaye tam da burada başlar.

Tutuklanan Memo, çekildiği sorguda saatlerce dövülür, işkenceye maruz bırakılır. Ova ve babaannesi ile görüştürülmez ve apar topar cezaevine gönderilir. Sıkıyönetim komutanın asıl amacı Memo’yu idam ettirip herkesi buna tanık etmektir.

Memo, koğuşa girdiği ilk gün her yeri yara beri içindedir, oradakilerin de dikkatini çeken bu durum içeridekiler tarafından merak edilince, suçunun gizli kalması emredilse de içeridekiler Memo’nun neden orada olduğunu öğrenir ve onlar da Memo’yu neredeyse öldürene kadar döver.

Günlerce tedavi gören Memo, koğuşa geri döndüğünde tüm mahkumlar uyarılmış, Memo’nun cezasının komutan tarafından kesileceği konusunda tembihlenmişlerdir.

Bunun üzerine Memo koğuştaki hayatına alışmaya çalışırken, çocuksu halleri ve sevgi dolu kalbi koğuştakiler tarafından yavaş yavaş fark edilmeye başlar. Memo’nun böyle bir suçu işlemeyeceğine inanan diğer mahkumlar da çözüm yolu aramaya başlar.

Haber ile ilgili metin girin!.

Aynı zamanda kızı Ova ile görüşmek isteyen Memo, içerideki arkadaşlarının da yardımıyla kızına kavuşur fakat cezaevi müdürü tarafından yakalanırlar. Olayın seyrini değiştiren sahnelerden biri de budur çünkü Ova, müdüre babasının masum olduğuna şahit olan asker ile konuştuğunu anlatır ve müdür olayın peşine düşmeye karar verir.

Memo’yu idama götüren bu suçlama kararı onaylandığında ise hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır çünkü olaya şahit olan askeri öldüren sıkıyönetim komutanı, Memo’nun asılmasından başka bir şey istememektedir.

Memo’nun suçsuz olduğuna inanan koğuş arkadaşları, cezaevi müdürü ve Yüzbaşı Faruk ise onu kurtarmak için yeni yollar aramaya devam etmektedir. Her şey tam da filmin adındaki gibi bir mucizeyi çağrıştırır. Yedinci koğuştaki Memo, kızı Ova’ya kavuşabilecek midir?

Filmin sonunda hazırlanan idam sehpası ile eşgüdümlü gördüğümüz sahneler ve baba-kız bağlarına güçlü bir vurgu yapan beklenmedik son tüm izleyenleri ağlatırken, biz filmin detaylarına bakmaya devam edelim…

Cezaevi Müdürü ve Okuduğu Kitap

Suçsuz bir insanın kendisi için veremediği mücadelede ona eşlik edenleri da odak noktasına alan filmde, cezaevi müdürünün okuduğu kitap “Bülbülü Öldürmek” olarak seçilmiş ve görünür biçimde izleyiciye verilmiş. Peki, bu bir tesadüf mü? Elbette hayır. Kitabın konusu ile filmin seyrindeki metinlerarasılık bazı kesimlerce klişe olarak nitelendirilse de, bence bu noktada gayet yerinde bir seçim yapılmış.

Ova’nın Hastalıklarla Tanışması

Ova ile Memo’nun koğuştaki ilk karşılaşmasında, mahkûmların işledikleri suçları Ova’ya anlatırken kullandıkları üslup aslında çocuğa anlatıldığı için öyleymiş gibi görünse de, sahnenin mesajı bana göre oldukça kuvvetliydi.

Her suçun aslında bir nevi hastalık olduğunu ve suçu işleyenlerin içindeki insani yanın, suçu işleyenler tarafından anlatılarak kendileri ile yüzleştirildiği sahnede; kimsenin tamamen iyi olmadığı gibi, tamamen kötü de olamayacağı Yin Yang felsefesinin göze sokmadan izleyiciye verilmesi filmde oldukça güzel işlemiş.

Kuş, Çekirge ve Koyunlar

Filmde Memo’yu hayvanlarla olan bağı ile sık sık görüyoruz. Hem koğuşta hem de kasabada onlara olan sevgisi, içerideki mahkûmların ona inanmasına vesile olan etkenlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Aslında yönetmen burada yine, insanların içindeki iyiliğin yansıtılış biçimine dikkat çekiyor çünkü filmin içindeki “sevgi, biz onu içimizde taşıdıkça, ne olursa olsun bizi doğruya götürür” fikri böylece güçleniyor.

Yoksa filmin sonunda başkası için kendi hayatını sonlandıran bir adamı görürüz; yönetmen ise bizden başka bir şey istiyor:

Kendi kızı için yapamadığını bir başkası için yaparak kendini kızına affettirmeye çalışan; hatta en çok da kendini affetmeye çalışan bir babayı fark etmemizi!

Haber ile ilgili metin girin!.

Aras Bulut İynemli’yi Bilmeseydik?

Filme damga vuran oyunculuğu ile herkesi kendine hayran bırakan İynemli’nin diğer projelerini ve gerçek hayattaki halini bilmesek Memo’nun fiziki durumuna inanır mıydık? Pek tabii evet çünkü film boyunca o kadar inandırıcı ve dolu bir oyunculuğa şahit olduk ki, zekâ geriliği ile hayatına devam eden ve kızına bakmak zorunda olan bir babanın tekne ile denize açılışı dahi akıllarda soru işareti bırakmaya yetti. Bu da doğru oyuncu seçimi ile filme artı katan etmenlerden biri elbette.

Haber ile ilgili metin girin!.

Yusuf, Kahraman Mı Katil Mi?

Kızının canına kıydığı için kendini affetmeyen Yusuf, ona borcunu başka bir kızı babasına kavuşturarak ödemek için idam edilmeyi göze aldı. Bu noktada izleyenleri ikiye bölen sahne, Yusuf’un içindeki susmayan sesi dindirmeye yetti mi bilinmez ama filmdeki pişmanlıkların birçok yüreğe temas ettiği kuşkusuz…

Yıllarca duvardaki sıradan bir ize bakan Yusuf’un orada ne gördüğünü bize veren yönetmen; ağacı metafor olarak kullanmış. Türk sinema kültüründe ve hatta birçok kültürde ağacın çeşitli kullanımları klişe gibi görünse de; bence Yusuf’un hikâyesindeki o ağaç oldukça derindi.

Döneme Dair Hususlar

Seksenleri işleyen filmde yapılan dönem eleştirisi; adalet anlayışı, güç çatışması ve hatta güçsüz konumlandırılması son derece çarpıcı bir şekilde ele alınmış. Yüzbaşı Faruk’un, komutanı için  “Buraların Allah’ı o  demesi ile birlikte sinemadaki izleyicilerden yükselen sesleri de hatırlıyorum ve bu noktada, senaristin verdiği mesajın seyirciye sansürsüz bir biçimde ulaştığını düşünüyorum.

Komutanın ve ailesinin sert, kendini beğenmiş tavırlarını filmin temeline oturtan ve bu yüzden çok eleştirilen yönetmenin, birebir bir kurumu ya da şahsı hedef göstermekten ziyade; toplumun güç olarak kabul ettiği kavramların da sorgulanabileceğini, adaletin ne denli güçlü olabileceğini seyirciye hatırlattığını görüyorum. Ki zaten, bu yüzden filmin sonunda o cümleyi kuran yüzbaşı adaleti kendi şartları ile sağlamak zorunda kalmadı mı?

Haber ile ilgili metin girin!.

Gösterilebilen Sevgi

Filmdeki rolü ile yüzleri güldüren Askorozlu’nun bastırdığı aile sevgisi, Yusuf’un içindeki evlat özlemi, Hafız’ın pişmanlığındaki doğruyu bulma çabası, Tevfik’in sevdası için yaşama kararı rastgele seçilmiş olaylar değil elbette. Tüm mahkûmların içinde sessizce bekleyen bir sevgi ve sevgisizlik; bunların karşısında ise sevgisini her an dillendirebilen biri var: Memo!

Filmin her sahnesinde, masumiyet kavramı sorgulanırken; özellikle de ataerkil toplumlarda sevgisini gösteremeyen ve bununla övünen insanların aslında ne kadar çaresiz olduğu, yönetmen tarafından tüm kesimlerin izleyebileceği bir film ile ortaya konmuş.

Toplumun Kanayan Yarası

Hem güldüren, hem ağlatan, hem de sorgulatan “7. Koğuştaki Mucize” filmi, içinde barındırdığı tüm hikâyeler ve detayları ile bence takdire şayan bir proje olmuş.

Toplumun kanayan yarasını sarmak yerine, kanayan yeri herkese göstermeyi; herkes gördükten sonra da aslında o yaranın kapatılabileceğini anlatan film bence izlemeye değer.