Konuşmayı öğrenmek mi, dijital bağımlılık geliştirmek mi?

Konuşmayı öğrenmek mi, dijital bağımlılık geliştirmek mi?
Yayınlanma Tarihi: 21.11.2018 15:32 | Değiştirme Tarihi: 21.11.2018 15:32

Doğduktan sonra bebek, çevresinde çok farklı sesler ve görüntülerle karşılaşır. Bu farklı uyarıların varlığında bebeğin beyni doğar doğmaz şekillenmeye başlar.

Bebek beyninde milyarlarca sinir hücresine sahip olarak doğsa da bunlardan sadece uyarı alarak birbirleriyle iletişim içinde olanlar işlevselliğini koruyacaktır. Beyindeki sinir hücrelerinden bu şekilde sinaps adı verilen hücreler arası bağlantıları kurabilenler işlevlerini sürdürürken diğerleri zamanla işlevsizleşir. Bebeğimiz büyüdükçe beynin en dış kesiminde yer alan beyin kabuğunda çevresinde gördüğü, duyduğu ve dokunduğu nesnelerle ilgili merkezlerin köşe kapmacası başlar. Bu bir tür köşe kapmaca oyununa erken katılanlar avantajlıdır, geç kalanlar ise dezavantajlı.

Bebeğin gelişmekte olan beyninde insanı insan yapan konuşmak ve yürümek gibi temel becerilere ilişkin merkezlerin erkenden gelişmesi gerekir. İşte yaşamın ilk dört yılı, konuşmaların anlaşılarak öğrenilmesi ve duyguların ifade edilmesinin en randımanlı olarak yerine getirilebildiği bir dönemdir. Bebekler, yakın zamana dek yüz yüze oyunlar oynayarak büyümekteydiler. Oysa günümüzde çok erken dönemde dijital teknolojiyle tanıştırılan bebeklerde, bu temel becerilerin yerine ekranda hızla kayan çizgi film görüntüleri pasif olarak izlenmesi veya parmakla görüntüleri değiştirilmesi becerisi ön plana geçmektedir. Günümüzde aileler “Benim evladım çok zeki, iki yaşında cep telefonunda fotoğrafları görüntüleyebiliyor” diye övünebiliyor. Aslında bu şekilde, aileler kendi elleriyle daha sonra terkedilmesi çok zor bir bağımlılığın temelinin atıldığını itiraf etmiş oluyor. Böylece isteyerek veya istemeyerek çocuğumuzu “dijital bağımlı” hale getiriyoruz. Ülkemizde esrar, eroin gibi uyuşturucularla en erken 17-18 yaşlarında tanışıldığı gözönüne alınacak olursa, dijital teknolojiye bağımlılığın çok daha erken yaşlarda yerleştiğini kabul etmek gerekiyor. Başka bir deyişle, artık dijital teknoloji bağımlılığı bebeklik döneminde yerleşiyor. Üç yaş altındaki çocukların büyük bir kısmı (% 68), televizyon, cep telefonu, DVD ve video oyunu gibi ekran ortamını kullanıyor.

Sonuç olarak, “atipik otizm” olarak tanımlanan ve iletişim kopukluğu yaşayan çocukların bazılarında olumsuz çevre koşullarının etkilerini gözlüyoruz. Karmaşık ve uzun konuşmayı öğrenme sürecindeki bebeklerimizi dijital teknolojinin sıradan becerilerini çözmeye yönlendirmemek gerekir. Aksi halde erkenden konuşmayı öğrenmeyi ihtiyaç olmaktan çıkararak dijital teknolojiye bağımlılığı teşvik etmiş oluruz. Diğer bir deyişle, bebeklerimizi ilk dört yıl içinde konuşmayı öğrenmek üzere sözel iletişime, yürüme ve ince motor becerilerini kazanmak üzere her türlü fiziksel aktiviteye yönlendirmemiz gerekir. Bu kadar erken dönemde gelişen dijital teknoloji bağımlılığı, vucüt kitle indeksinde artmayla birlikte obezite ile sözel iletişimde sıkıntılara yol açması riskini de beraberinde getirmektedir. 

Medipol Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölüm Başkanı  Prof. Dr. Bülent Şerbetçioğlu