Masterchef Türkiye AYYÜCE KAMİT

AYYÜCE KAMİT

Masterchef Türkiye AYYÜCE KAMİT Kimdir?

MasterChef Türkiye 2020 yarışmacıları arasında yer alan Ayyüce Kamit’in kim olduğu, kaç yaşında ve nereli olduğu birçok izleyici tarafından sorgulanmaya başladı. MasterChef Türkiye yarışmasına girdiği günden itibaren çıkardığı başarılı tabaklarla adından söz ettiren Ayyüce Kamit, şeflerinde başarılı bulduğu yarışmacılar arasında yer alıyordu. Finallere kalamadan yarışmadan elenen Ayyüce Kamit, programın başarılı ve dikkat çeken isimleri arasında yer aldı. Peki, Ayyüce Kamit kimdir, kaç yaşındadır? MasterChef 2020 yarışmacısı Ayyüce Kamit nereli?
TV8 ekranlarında yayınlanmaya başladığı günden itibaren izleyicilerine heyecan seviyesi yüksek anlar yaşatan yarışma programı MasterChef Türkiye 2020 yarışmacıları arasında yer alan Ayyüce Kamit’in hayatı hakkında bilgiler merak ediliyor. Yarışmaya katıldığı günden bu yana çıkardığı başarılı tabaklarla ve takımlara ilk seçilen isim olmasıyla dikkat çeken Ayyüce Kamit’in kim olduğu, kaç yaşında ve nereli olduğu sorgulanıyor. Peki, Ayyüce Kamit kimdir, kaç yaşındadır? MasterChef 2020 yarışmacısı Ayyüce Kamit nereli?

 

MASTERCHEF AYYÜCE KİMDİR?

 

Masterchef Ayyüce, 1996 yılında Sakarya’da doğdu. Ayyüce Kamit, 1.68 boyunda ve 45 kilodur. Lise sona kadar Sakarya’da eğitim gören Ayyüce, Bilgisayar Destekli Tasarım ve Animasyon bölümünde eğitimini tamamlamıştır. Bunun akabinde, Mutfak Sanatları Akademisi’nde profesyonel aşçılık eğitimi alan Ayyüce, 360 İstanbul adlı restaurantta 4 aylık stajını tamamladıktan sonra bir yıl da aktif olarak orada çalışmaya devam etmiştir.Ardından Marmaris Grand Azur Hotel’in İtalyan Mutfağı’nda üç ay çalışan Ayyüce, İstanbul’a döndüğünde Nicole Restoran’da işe başlamış ve son olarak, 2 yıl pastanede çalışmıştır. MasterChef 2020’nin ana kadrosunda yer almaya hak kazanan Ayyüce Kamit, mutfak ile yakından ilgilenmektedir.


 Ayyüce Kamit, Bi' Başka'da Youtube konuğu olmuştu. Şimdilerde YouTube kanalı için yemek tarifleri çeken Ayyüce Kamit, hayatına dair şu açıklamaları yapmıştı:
 

Yarışmadan elendiğimde dışarısı beklediğim gibi değildi. Çünkü yarışmadayken yoğunluktan dolayı haber izleyemiyorduk. Vaka sayılarının arttığını biliyorduk ama bu kadar olduğunu bilmiyorduk. Dışarı çıktığımda bir kafe hayalim vardı açıkçası. Ama bir baktım ki tüm restoranlar kapalı. Adapte olamadım. Hiçbir yere çıkmıyorsun, bir yerde çalışma imkânın yok. Düşündüm ki insanlarla bir şekilde buluşmam gerekiyor ve bu platform YouTube oldu. Artık YouTube'da olacağım, orası benim mutfağım olacak. Videolarımı da samimi bir şekilde çekmek istiyorum ki insanlar gerçekten evinde biri yemek yapıyormuş gibi hissetsin diye.

Aslında küçüklükten beri aileme "aşçı olacağım, aşçı olacağım" diyordum. Yemek yemeyi seven bir insan değilim aslında ama yemek yapmayı çok seviyorum. Üniversitede animasyon okudum. Hocalarım o alandaki yaratıcılığımı çok sevdi. Animasyon da o dönemlerde Türkiye'de çok yaygın değildi. Hocam "devam etmek ister misin?" dedi. Aslında severek de yapıyordum bu işi. Senaryolar yazıyorsun, karakterler tasarlıyorsun. Bambaşka bir dünyası vardı. Ama üniversitede ev arkadaşlarım okula giderken ben onlara evde yemek yapıyordum. Canım okula gitmek istemiyordu. Vizeleri finalleri teslim ediyordum. Bazen bütünlemeye kalıyordum. Ama çok da umurumda değildi bu durum. Bu mesleği yapmayacakmış gibi hissediyordum. Stajıma bile gitmedim. Bana göre değil dedim. Üniversiteden sonra ailemin yanına Sakarya'ya döndüm. Babama gidip "Aşçı olmak istiyorum" dedim. "Nereden çıktı? Sen animasyon okumadın mı?" dedi.

"Yok, ben aşçı olacağım" dedim. İstanbul'daki arkadaşlarımın yanına geldim. Aşçılık kurslarını araştırdım. Hepsiyle gidip görüştüm. Fiyat listesi çıkardım. Sakarya'ya dönüp babamın önüne listeyi koydum. "Çok yapmak istiyorsan seni bir şekilde göndereceğiz o kursa" dedi. Bir kursa başladım. Temel eğitimi, teknik eğitimi aldım. Dört aylık eğitimden sonra staja başladım. Sonrasında staj yaptığım yerden iş teklifi aldım. Sakarya'ya dönme niyetim yoktu, İstanbul'da kalmak istiyordum. Büyük şeflerle çalışmak, fine dining tabaklar yapmak istiyordum. İş teklifini kabul ettim. Ama İstanbul'da yaşamak çok pahalı. Deneyimin olmadığı için kısıtlı bir ücret alıyorsun. Daha üstünü isteyemiyorsun. Haftanın altı günü iştesin, ek bir gelir elde edecek zamanın da yok. Ben de kalmak için zar zor bir yurda yerleştim. Ama öğrencilik hayatıyla iş hayatı farklı. Yorgun bir şekilde gece 12'de yurda geldiğimde diğer öğrenci arkadaşlar ders çalışmak istiyordu doğal olarak. Saatleri bana uymuyordu. Yurttan ayrıldım. Kendime ev aramaya başladım. Bir apartmanın zemin katında sonradan eve çevrilmiş çapraz bir bölmeden oluşan bir ev tuttum. Çok küçüktü. Her şey iç içeydi. Sadece uyumak için kullanıyordum. Tuvalet penceresi kadar bir penceresi vardı. O da karanlık koridora bakıyordu. Bir süre orada kaldım. Yapmak istediğim şeyi yaptığım için orada kalmak beni rahatsız etmiyordu. Sabah uyandığımda güneşi görmek istiyordum ama ev sürekli karanlıktı. O dönem zor bir dönemdi. İyi ki bu zorluğu yaşamışım, tırmana tırmana basamakları çıkmışım.
 

‘ÇOK BÜYÜK BİR HAYALİM VAR’


Çok büyük bir hayalim var. Pandemiden sonra Türkiye'de bir fine dining restoran açmak istiyorum. Ama şu anda ne bende o tecrübe var ne de buna gücüm var. İlk etapta beğendiğim büyük şeflerin yanına gidip onlarla çalışmak istiyorum. Yurtdışında eğitim almak istiyorum. Tamamen kendime güvendikten sonra böyle bir şeye adım atabilirim.

 

‘BAŞTA PROGRAMI ÇÖZEMEDİM’

 

Aslında başta programı çözemedim. 7/24 çalıştığın bir işten çıkıp bir programa dâhil oluyorsun, yemek yapmayı biliyorsun ama stresi de yönetebilmen lazım. Oradaki insanları koordine edebilmen lazım. Hepimizin ayrı düşünceleri var ama günün sonunda kimse ne yapacağını bilemiyor. Kim elenecek? Elenince ne olacak? Kafalarda bu sorular var. İlk haftalarda Serhat dokunulmazlık alıp beni potaya göndermişti. Ben bu programa girdiysem potaya gireceğim de çıkacağım da dedim. Potadan korkarak yaşayamam dedim. Korkarsan da herkes üstüne gelecektir. Yakın arkadaşım Duygu ile sürekli birbirimize yardım ettiğimiz konuşuluyordu. Kendimizi gösterebilmek adına potaya girdiğim hafta Duygu'yu yazdım. Birlikte yarışalım, kendimizi kanıtlayalım diye. Duygu da bambaşka düşündü. Herkes kendince haklıydı. Kimse kimseyi çok iyi tanımıyordu. Böyle süreçlerde psikolojik olarak yıprandım. Ama programın hayatıma artıları çok fazla oldu. Şeflerimle tanıştım. Hızlı yemek yapma konusunda kendimi geliştirdim. Çok insan tanıdım. İnsan tanıma konusunda uzmanlaştığımı düşünüyorum. İnsanların beni tanıması, desteklemesi, takdir etmesi çok güzel duygular.
 

‘MEHMET ŞEF’E AYRI BİR SEMPATİM VAR’

 

Mehmet Şef'e ayrı bir sempatim var. Ne kadar sert gözükse de aşırı yufka yürekli biri. Hiçbir şeye dayanamaz, üzüldüğünde hemen yanına gelir. Yanlış yaptığında kızar. Seni sevdiği için sana bağırır. Doğru yapmanı ister. Danilo Şef sürekli enerji yükseltir. Düştüğünde kaldırır. "Hadi yapabilirsin" deyip moral olur. Sadece kamera önünde değil kamera arkasında da çok destek oldu bana. Somer Şef baharat konusunda tadım konusunda çok iyi. Sürekli gelip "o böyle mi yapılıyordu ya?" deyip akılda soru işareti oluşturur doğruya yönlendirir. Hepsini ayrı ayrı çok seviyorum.