Zamanın durduğu yerde durmak

Zamanın durduğu yerde durmak

Sakinleşmek, iç huzurunu yakalamak, ruhu havalandırmak… Yolun sonunda ulaşılmak istenenler bunlar olunca rota genelde sahile, yeşile, bir gölün kıyısına döner. ‘Başka bir hayat’ planlarının tepesinde hep sakin bir sahil kasabası yok mudur zaten? Elbet mavinin ve yeşilin huzurla bir ilişkisi var ama Kapadokya’nın sarısına karşı oturmak, durmak, gözlerinizi kapamak zamanı durdurma gücünü de veriyor sanki.

Hititlerin yurdu, Hristiyanlık’ın beşiği, yeryüzünün en büyük manastır yerleşkesi, şarabın anavatanı, binlerce yıllık yeraltı şehirlerinin ve peri bacalarının coğrafyası… Bunlar Kapadokya hakkında hep yazılan, okunan, elbette kıymetli ve bilinmesi görülmesi, tadılması, deneyimlenmesi gereken şeyler. Ama ben bu kez, Kapadokya’da ‘durmak’tan bahsedeceğim. Binlerce yıllık tarihin karşısında, zamanın durduğu yerde durmaktan... O anın öncesinde ve sonrasında hiçbir şey yokmuş, olmayacakmış, eldeki tek şey o anmış gibi durmaktan... Havasından suyundan ya da kadim geçmişinden mi kaynaklanıyor bilmem ama içimizde işleyip duran makineyi susturmak diğer pek çok yerden daha kolay Kapadokya’da. Belki günbatımında, Uçhisar veya Ortahisar kalesinden onlarca medeniyet görmüş yerleşimlere, vadilere doğru bakarken, kısacık hayatlarımızı büyükşehirdeki kadar ciddiye almak mümkün olmadığından, belki gündoğumunda yükselen balonları Güvercinlik Vadisi üzerinde seyrederken gerçeküstü görüntülere şahit olduğumuzdandır…

Son yıllarda listeler yapmak pek popüler ya, Kapadokya da seyahat etmeyi seven hemen herkesin ölmeden önce görülmesi gereken yerler listesinde. Hatta tüm dünyadan yapılan bu tip listelerde Türkiye’yi temsil eden birkaç yerden. Ama Bodrum’a belki her yaz gidilir de, Kapadokya’yı bir kez görmek yetermiş gibi gelir. Gidenler de ortalama üç gün kalıp döner.

Bülbülleri, ibibikleri dinleyin

Amacınız görülecekler listesini tüketmekse, sıkı bir tempoyla gerçekten de üç gün yeter de artar bile. Peki ama o büyülü atmosferin size nüfuz etmesine yeter mi? İşte ben iddia ediyorum ki, Kapadokya’ya her bahar (ister son, ister ilk) dönmek gerekir. Ama görmek, yetişmek, fotoğraflamak telaşı olmadan. Hatta bırakın fotoğraf makinenizi ya da akıllı telefonunuzu bir yana. Burası dünyanın en çok fotoğraflanan yerlerinden biri, en iyi fotoğrafları zaten çekildi. Vizörden bakmayın vadilerin kızıllığına. Mesela Türkiye’nin en iddialı şarap mahzenini, otelin altındaki yeraltı şehrinde barındıran Argos in Cappadocia’nın terasında veya şömine başında oturup, arkasında karlı başıyla Erciyes volkanının yükseldiği Güvercinlik Vadisi’nden gelen kuş seslerini dinlerken yörenin en iyi şaraplarını tadabilirsiniz. Günbatımında Ortahisar kalesine sırtınızı verip güvercinlerin kanat çırpışı, ibibiklerin ve bülbüllerin ötüşüyle bölünen sessizlikte kasabayı izleyebilir, evlerin ışıklarının tek tek yanmasını bekleyebilirsiniz.

Telaş etmeyin, durun

Vadilere uzaktan bakmak yerine içlerine dalabilir, dalından böğürtlen, iğde, karadut yiyebilirsiniz. Avanos’ta bir seramik atölyesine girip ustaların çamurdan harikalar yaratışını seyredebilirsiniz. Doğa sizin varlığınızı unutacak kadar sessiz olursanız bahçelerde tilkiler, gelincikler görebilirsiniz. Kapadokya’da telaş etmeyi bırakırsanız, zamanla birlikte siz de durabilirsiniz.

HABERE OY VER:
Görüntülenme : 0 Yayınlanma Tarihi: 09/10/2016 01:12:13

Haber Yorumları (0)

500

    Acunn.com'u Facebook'ta takip et.

    Acunn.com'un eğlenceli dünyasını yakından takip etmek için Facebook sayfamızı beğenin

    ×
    Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

    Acunn.com Bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.