Sırt dönmek evlilik krizinin alameti mi?

Sırt dönmek evlilik krizinin alameti mi?

Fransız sosyolog Jean-Claude Kauffman, ‘Tek Yatakta İki Kişi’ adlı kitabında çiftlerle röportaj yaptı ve en rahat ettiğimiz yerde yaşadığımız ‘nazik’ rahatsızlıklara cevap aradı. Eşler rahat ve deliksiz bir gece uykusuyla sevgilisinin sıcaklığı arasında nasıl denge kuruyor? Kauffman’la araştırmasını konuştuk.

Gündelik hayatımızın pek üzerinde durulmayan noktalarını açığa çıkarmayı seviyorum. Daha önce de her kadının taşıdığı ve bir şekilde gizemli bir objeye dönüştüğünü düşündüğüm kadın çantalarıyla ilgili bir kitap yazmıştım. Yatak da, bana çiftleri, çift olmayı en iyi anlatacak konulardan biri gibi görünüyordu. Orada uzanırken tam olarak neler yaşandığını, insanların neler hissettiğini bilmek istiyordum. Yani her şey kişisel merakımla başladı. Bana sorarsanız, çift olmak içinde bir çelişkiyi barındırıyor. Bir yandan kişisel özerkliğimizi korumak istiyoruz ama bir yandan da bir başkasına yani sevdiğimize yakın olmayı istiyoruz. Bu da, yatakta birisiyle olmak istediğimiz zamanlarda, alışkanlıklarımızdan veya hoşumuza giden şeylerden bazen ödün vermeniz anlamına geliyor. Uykusu derin olan bir birey, yanında yatan kişinin kendisiyle ilgili şikâyetlerini anlamayabiliyor. Kalitesiz bir uykuya da kimse uzun süre dayanamaz. Bu durumda eğer kadın ya da erkek aynı yatakta yatamayacak duruma geldiğini düşünüyorsa, farklı odalarda yatmayı teklif edebilir. Ancak burada önemli olan, bu mesafenin kalıcı hale gelmemesi. Çiftler kendi yataklarında da belli aralıklarla bir araya gelmeli. Diğer türlüsü, ilişkilerini zayıflatır.

 

KİTAPTAN: ‘O KOLLARIMDAYKEN UYUYAMIYORUM’

** Yorucu bir iş gününün ardından akşamleyin yorganın altına girmek ne büyük mutluluktur! Nihayet huzur, keyif, gevşemiş bedeni saran tatlı sıcaklık… Ama ne yazık ki aynı yatakta, her akşam hep aynı yerde bir başkası, eşimiz de vardır. Elbette bu ötekini seviyoruzdur ama samimi bir şekilde söylemek gerekir ki yorganın altına girme anında bir problem olarak belirir. Çünkü sevgili horladığında, buz gibi ayakları olduğunda, çok geç yattığında, siz soğuktan titrerken sıcak bastığından yakındığında, bir yandan diğer yana dönerken hava akımına yol açtığında, giysilerini şekilsiz bir yığın halinde bıraktığında korkunç bir düşmana dönüşebilir.** Sevgili yatağa geldiğinde, konuşacak birine ve ayakları ısıtacak bir sıcak su torbasına kavuşulur ama buna karşılık, eşyaları toplamak, daha az yer kaplamayı öğrenmek, zamanlı zamansız kıpırdanmamak, çok gürültü yapmamak gerekir. Biriyle birlikte uyumak, koca bir öğrenme sürecini, farkında olunmayan adaptasyonları, kendini kontrol etmeyi içerir.** Birkaç tatlı sözden (İyi geceler!), öpüp okşamadan sonra eşine sırt dönmek çok yaygın bir alışkanlık. Ama hafif bir huzursuzluk da yaratan bir alışkanlık. Eşler arasındaki arzu, diğerine çok yakın olmayı istemeyecek kadar azalmış mıdır? Kendisine bu soru yöneltilen kişiler, genelde buna olumsuz yanıt veriyor. Sırt dönmek, bir evlilik krizinin alameti değildir ve sorunun yöneltildiği kişilerin hepsi bunu teknik bir nedene bağlıyor. Julie, “Yüze gelen nefes uyumayı engelliyor. Sırtımı dönmemin nedeni bu.” Gwen konuyu biraz daha açıyor: “Eşim bana doğru dönüp, ağzı açık, güçlü bir şekilde nefes alırsa uyuyamıyorum.” Sırtını dönmek, kendi kişisel alanını yeniden kurmaya ve kendi uyuma pozisyonlarına yoğunlaşmaya olanak verir.

 

** Sevişmeden sonra genellikle sarılma devam eder, bir omzun rahatsızlığı önemsenmez. Doğru mesafenin ayarlanmasına hemen sonra başlanır. Biri biraz kıpırdanmak, uyuşukluğunu gidermek, daha rahat nefes almak istediğinde… Hugo’nun kolu acıyormuş. “Kollarımda uyuduğunda uyuyamıyordum çünkü başını koluma dayıyordu ve bu canımı acıtıyordu. Pozisyon değiştiremiyordum çünkü uykusunda onu rahatsız etmek istemiyordum ve uyurken de olsa, bu birleşmeden mutluluk duyuyordum. Bununla birlikte bir an geliyordu ki gidip köşemde tek başıma uyumak dışında bir şey yapamıyordum.” Sarılınan kişi aniden boğulduğu hissine kapılırsa problem ortaya çıkar. Walter, “Kendimi kapana kısılmış gibi ve yapış yapış hissediyordum. En kötüsü ona bunun hoşuma gitmediğini söyleyemiyor, kendini kurtarmaya cesaret edemiyorsun” diyor. İsmini vermeyen bir kişiyse “Onun omzunda uyuyamıyorum. Üç dakikanın sonunda her yanım ağrıyor” ifadesini kullanıyor. Ama el yordamıyla uygun pozisyonu aramak, tam bir özerklik isteğinden ileri gelmez. Mesela Lili. En ufak bir kendi köşesinde uyuma isteği yok. “O, kollarında uyuyayım istiyor, bunu ben de istiyorum ama bedenim istemiyor. Çoğu zaman sırtım ağrıyor. Ve tuhaf bir şekilde bulabildiğim en rahat pozisyon, ona sırtımı dönmek oluyor.”** Rahatsızlıklar, birlikte yaşamın, tarihsel olarak büyük bir artış gösteren normal bir verisidir. Franny, kocasının karanlık, sessiz ve hareketsiz gecelerinin evreniyle uyuşmak zorunda. “Kitap okuyamadan karanlıkta kalmaktan bıktım. Işık, müzik onu rahatsız ediyor, kalktığımda uyanıyor.” Franny, kocasına çok hafif bir öfke duymayı da başarıyor. Çünkü kendini ona yakın hissetme isteği olumsuz duygularının büyük kısmını siliyor. “Onun nefesini ve tenini hissetmek için akşamları bu yatakta buluşmaya ihtiyaç duyuyorum çünkü gün boyunca onu özlüyorum.”

 

Jean-Claude Kauffman** Horlayanlar, erkeklerin yüzde 60’ına ve kadınların yüzde 40’ına tekabül eder ve durum otuz beş yaşından sonra çok daha sık görülür. Çiftler sadece bu küçük sorun yüzünden ayrılabiliyor. Annie’nin kocasınınsa horlamasından daha kötü bir şeyi var: Kâbusları. “Rüyasında saldırıya uğradığını görüyor ve saldırganı yere serdiğinde, onun gerçekten hakkından geldiğini hissediyorsunuz! Oğlumuz evden ayrıldığı için onun odasına yerleşmeye karar verdim. Kıssadan hisse: Birlikte geçirilen güzel gündüzler, birlikte geçirilen kötü gecelerden daha iyi!” Annie’ye bu şiddetin nereye kadar gittiğini sordum. “Kalçama yediğim bir diz darbesinin geçmesi bir haftadan uzun sürdü!” Yatak odasını çeşitli seslerle dolduran horlayanların yanı sıra, bir de diğerine yatakta ancak sığacakları kadar bir yer bırakan yayılmacılar var. Tabii başkaları da var, özellikle uyurgezer bir eşle yaşandığında bazen şaşırtıcı hikâyeler yaşanıyor. Kendisini kollarına alıp taşımak isteyen kocası tarafından aniden uyandırılan kadın mesela. Kadın evlerinin yandığını düşünmüş. Ama yangın filan yokmuş.

** Eşin hareketleri ya da çıkardığı gürültüler uyumayı engellediği için evlilik yatağından kaçıldığında, kaybolan küçük şeylerin önemi fark edilmez. Yatakta bizi kısa bir anlığına, insanın kendini unutarak diğeriyle bir bütün olacak kadar içtenlikle birlikte olduğu iki kişilik yaşam kozasına dahil eden bir söz, bir gülüş, hafif bir dokunuş… Bu geçişi ve belli belirsiz anda, yatak olağan dünyayla bağlarını kopararak, küçük bir aşk dünyası oluşturur. Sophie M şöyle diyor: “Her şey yolundaysa odaya birlikte çıkıyor ve bu yatak, özel buluşmalara, sadece cinsel anlamda değil, ayrıca şakalaşma, uyum, paylaşım, sırlarını açma anlarına olanak sağlıyor. İkimiz de yatıştırıcı bir tutum içinde oluyoruz.”

 

 

 

Tek Yatakta İki KişiJean-Claude Kauffmanİletişim Yayınları199 sf.18 TL.

 

HABERE OY VER:
Görüntülenme : 0 Yayınlanma Tarihi: 13/08/2016 01:14:20

Haber Yorumları (0)

500

    Acunn.com'u Facebook'ta takip et.

    Acunn.com'un eğlenceli dünyasını yakından takip etmek için Facebook sayfamızı beğenin

    ×
    Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

    Acunn.com Bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.