Seyahat etmenin zor tarafları

Seyahat etmenin zor tarafları

Seyahat etmeyi bir yaşam biçimi olarak benimsemek, son yıllarda giderek artan bir trend. Gelişen teknolojinin bize uzaktan para kazanma olanakları sunmasının bunda büyük payı var. Gezmek eğlenmek güzel. Peki seyahat etmenin zorluklarından niye bahsetmiyoruz?

Seyahat etmek yaygınlaştıkça, bu konu üzerinde yazıp çizenler de artıyor doğal olarak. Bloglara göz atarsanız, herkesin ne kadar mutlu, ne kadar şahane, ne kadar mükemmel hayatları olduğunu görebilirsiniz. Sosyal medyadaki hayatın en güzel taraflarını montajlayıp, izleyicilerimize sunma eğilimi, seyahat konusunda da farklı bir eğilim göstermiyor. Ben dahil hepimiz, seyahat etmenin o kadar da eğlenceli olmayan taraflarını paylaşmaktan ölesiye çekiniyoruz. 

"SOKAK YEMEĞİNDEN BAKTERİ KAPTIM, ALTIMA YAPMAK ÜZEREYDİM"
Facebook ve Instagram hesaplarımıza gülümserken, zıplarken, taklalar atarken, plajda rengârenk kokteyller içerken fotoğraflar yüklüyoruz. Ne var ki bazılarımızın, o an kameraya gülümserken tek düşünebildiği şey ya dün yediği sokak yemeğinden kaptığı bakteri yüzünden altına yapmak üzere olduğu ya da hosteldeki tahtakurusu ısırıklarının bacaklarını ne kadar kaşındırdığı...Uzun soluklu seyahat edebilecek kadar ayrıcalıklı insanlar olduğumuz düşüncesi bizi hayatımızın çok da eğlenceli olmayan taraflarını paylaşmaktan alıkoyuyor. Eğer başımıza gelen bir durum hakkında söylenirsek ya da yorulduğumuzu falan ima edersek kıymet bilmeyen nankörlermişiz gibi algılanmaktan korkuyoruz. Ülkeden ülkeye gezip, bambaşka denizlerde, okyanuslarda yüzüyoruz ve dünyanın harikalarına tanıklık ediyoruz bir de üzerine şikayet mi edeceğiz? Deliyiz herhalde… Bu yüzden susup, gülümsüyoruz. Üzerimize geçirilen, 'sıra dışı, cesur, maceracı' gibi sıfatlardan dikilmiş elbiseyi en iyi şekilde taşımaya çalışıyoruz.   

Neredeyse her gittiğimiz ülkede kazıklanmak, çoğu zaman tek başına kalmak, hiç durmadan plan yapmak, bilet ayarlamak, otel aramak bir süre sonra insanda beynin yanmasına sebep oluyor. Bazen, tanıdık bir kafede arkadaşlarınızla kahvaltı yapmayı özlüyorsunuz. Sinemaya gitmeyi ya da koltuğunuza uzanıp tembel bir gün geçirmeyi. Sonra bir koltuğunuzun olmadığı geliyor aklınıza… Birazcık ağlamak istiyorsunuz.

Yerleşik hayatımdan gönüllü vaz geçtim. Çok sevdiğim evimi kapatıp, eşyalarımı bir depoya kaldırdım ve yola çıktım. Bunu yaptığım için de hiç pişman değilim. Yıllardır hayalini kurduğum, haritadan bakınca çok uzakmış gibi görünen ülkeleri geziyorum, neredeyse her sabah farklı bir manzaraya uyanıyorum ve zamanım yalnızca bana ait. Kimse ne zaman kalkmam, ne zaman işte olmam ya da ne zaman öğlen yemeği yemem gerektiğini bana söylemiyor. Bir daha da öyle bir hayat biçimine geri dönebilir miyim? Bilmiyorum.

DÜNYAYI GEZMEK GÜLLÜK GÜLİSTANLIK BİR DENEYİM Mİ?
Ancak, her şeyin sanki güllük gülistanlıkmış gibi sunulmasına da karşıyım. Evet, talihsizlikler dünyanın her köşesinde başınıza gelebilir. Hatta İstanbul’da, evinizin önünde kapkaça uğrayabilirsiniz. Yine de Vietnam’da arka arkaya başıma gelenler yüzünden bu ülkedeki seyahatimden neredeyse hiç keyif almadım.

İnsanlarının, gezginlere olan tavırlarından da mutlu olmadım. Benim için Vietnam kocaman bir ıska... Anılarımda her zaman öyle kalacak. Ne var ki bu gerçeği dillendirmek o kadar da kolay değil. Zaten seyahat topluluklarında falan bir ülkeyle ilgili olumsuz bir görüş bildirmeye görün, taşlarlar adamı. Hepimiz pozitif tavrımızı sürdürmek zorundayız, çünkü seyahat etmek harika, romantik ve ilham verici bir eylem…

Yanlış anlamayın, geçtiğimiz yedi ayı hayatımın hiçbir zaman dilimine değişmem. Gördüğüm yerleri, tanıştığım insanları, geçirdiğim harika zamanları geçmişte rüyamda görsem inanamazdım. Bundan bir-iki yıl önce bana, her ülkeyi en az bir ay sindire sindire gezme şansını elde edeceksin deseler, güler geçer ve bir sonraki bayram tatilinde en ucuza hangi Avrupa ülkesine gidebileceğimin hayalini kurmaya devam ederdim. 

Ne var ki, herkes bana tek başına Asya’da seyahat ettiğim için ne kadar cesur olduğumu söyleyince bıyık altından gülmeden edemiyorum. Benimki olsa olsa cahil cesaretiydi.

"BENİMKİ CAHİL CESARETİYDİ!"
Keşke birisi bana seyahat etmenin yüzde 100 muhteşem zamanlarla dolu olmadığını, bazen hastalanabileceğimi; dışarı çıkıp, yemek yemeye bile mecalim olmadığı için tek başıma bir otel odasında aç aç yatabileceğimi, soyulabileceğimi, gece otobüslerde, trenlerde tahta üzerinde yatmak zorunda kalabileceğimi, bazen aldığım kararları uzun uzadıya düşünüp, ne halt etmeye yola düştüğümü sorgulayacağımı söyleseydi. Bu olasılıklar, soyut kavramlar olarak aklımın bir köşesinde tabii ki vardı ama dediğim gibi yalnızca soyut kavramlar olarak, gerçekleşme ihtimallerini hiç düşünmemiştim.Aslına bakarsanız, gerçek cesaret bu zorlukların başına geleceğini bilip de yola çıkmak olurdu. Ben ise biraz “pilavdan dönenin kaşığı kırılsın” anlayışım, biraz da tüm bu olumsuzluklara rağmen, aslında hayatımın en güzel dönemini yaşadığıma dair derin inancım yüzünden yola devam ediyorum. Yoksa cesaretin konumuzla ilgisi yok… 

Bazı günler, içim sıkıldığında, yorgun ve yılgın hissettiğimde, seyahat etmenin alternatifini düşünüyorum. Her gün sabah trafiğinde, taksinin radyosundan yükselen DJ’in sesini ve içi boş kelimelerini, toplantıları, hafta sonu mesailerini, bu öğlen ne yesek telaşını, ofisin her köşesinden gelen klavye tıkırtısını, daha pazartesi gününden cumaya geri saymayı… İşte o zaman derin bir nefes alıp, sırt çantamı toplamaya başlıyorum. Hayattaki sahip olduğu şeylerin toplamı 15 kiloyu geçmeyen bir insanın hafifliğiyle yola düşüyorum.

Görüntülenme : 0 Yayınlanma Tarihi: 27/06/2016 15:58:38

Haber Yorumları (0)

500

    Acunn.com'u Facebook'ta takip et.

    Acunn.com'un eğlenceli dünyasını yakından takip etmek için Facebook sayfamızı beğenin