Melez kelebek: İstanbulya

Melez kelebek: İstanbulya

Ege’nin tam ortasına konmuş ve dantel gibi işlenmiş kanatlarıyla tembel bir kelebek şeklinde bu ada. Adı Astypalea... Osmanlılar Venediklilerden adayı alınca adını ‘İstanbulya’ olarak değiştirmiş. İşte İstanbulya, namı diğer Astypalea...

20 küsür sene evvel İtalyan arkadaşlarımın yelkenlisiyle gitmiştim. Ama İtalyanlar tamamen doğa âşıkları oldukları için kasabaya hiç uğramamış. Bir göl kadar sakin koylarda demirlemiştik. O zamandan beri aklımda asılı kaldı kasabayı gezmek ve kalesine tırmanmak...

Nihayet, Nisyros Adası’ndan sabah 6.30’da demir aldık. Botumuz çok süratli bir açık deniz teknesi, ‘Rıb’ sert gövdeli ama yanlarında altı hazneli şişme hyplon tüpleri sayesinde dalgalar üzeri 35 knotla adeta uçuyor. Yelkencilerimizden Edhem Dirvana ve eşi Tanem Sivar tayfalarım ve mükemmel seyahat arkadaşları.

Bu tip zorlu açık deniz seyahatleri tecrübeleri paylaşacağınız insanlar çok önemli. Seyahati çok tatlı yaparlar veya zehir ederler. Bu değerli dostlarla, meşhur Astypalea balı gibi tatlı ve mis kokulu oldu bu seyahat.

‘Astypalea’ tam bir melez ada. Hem Dodecanese (On iki adalar) hem de Cyclades adalarına benzer (Delos Adası’nın etrafındaki 220 adet ada ve adacıklar. Yunanlılar Delos’u dünyanın merkezi kabul ederler. Delos’ta yerleşim yoktur, kutsaldır, yaşanmaz ancak özel izinle girilir. Seneler evvel bizi bu adaya sokmamışlardı). Cyclades adı da bu adaların Delos’un etrafına çember gibi dizilişlerinden geliyor.

EGE'NİN EN GÜZEL VE BOZULMAMIŞ ADASI
Patmoslu arkadaşım Katerina’ya “Astypalea’ya gidiyorum” deyince, “Ege’nin en güzel ve bozulmamış adalarındandır. Patmos’un artık kaybettiği değerlere hâlâ sahiptir” demişti. Ne demek istediğini gidince anladım.

Adı ‘Balkabağı’ ama kabak tatlısı yok
Minik limana girince kıçtan kara bağlandık, teknemizi topladık, tarandık, ayakkabılarımız giydik ve karaya ayak bastık. İlk dikkatimi çeken geniş bir merdivenle çıkılan tüm limana hakim rengârenk masa ve iskemlelerle çok sempatik bir kafe ‘Kolokytha’. Çok şirin döşenmiş.

İki kız arkadaş bu sezon başı açmışlar. Birer cafelatte içtik ve sohbete koyulduk. Tatlı ve kekler satıyorlar, yemek yapmıyorlar, atıştırmalıkları ve sandviçleri var. Sordum “Kolokytha adı ne anlama geliyor?” cevap: “Balkabağı”.

Dekor olarak her tarafta balkabakları var. “Peki o zaman kabak tatlısı muhakkak yapıyorsunuzdur” dedim, hani bizim mutfakla Yunan mutfağı hemen hemen aynı ya... Hani bizim lokum, loukimi, kadayıf da kadayifi ya… Bende, “Aaa tabi biliriz kabaki” diyecek sandım ama hiç duymamış. Balkabağı kafe ve pastanesi ama kabak tatlısını bilmiyor.

Olacak iş değil. Hemen tariflere koyuldum ve sonunda yapmaya karar verdik. Kabakları soyup dilimledikten sonra üzerlerine ölçüsüyle şeker serpip bir kapta bir-iki saat suyunu bırakana kadar bekleteceksiniz. Bizde bu iki saatte kaleye çıkarız.

Kendimi Kaptan-ı Derya gibi hissettim
John Querini bir Venedik asilzadesi. Venedikliler adayı tam 300 sene idare etmişler ve bu kale Querini tarafından inşa edilmiş. Haçlıların 1200’lerde İstanbul’u kuşatması sırasında gelmişler. İtalyanlar bu adaya “Stampalia” adını vermişler. Sonra Osmanlı 1522 de Venediklileri kovmuş ve ada idaresini devralmış, adı da “İstanbulya” olmuş.

İtalyanlar bu adaya hâlâ çok meraklılar nitekim Osmanlı-İtalya çatışmasında 1912’de İtalyanların ilk çıktıkları ada burası olmuş. Kalede her devre ait çeşitli bölümler var ve manzarası nefis.  Kendimi kalenin ve  Ege’nin hakimi Kaptan-ı Derya hissettim en tepede... Tekrar sahile dönerken nefis bir lokanta bulduk. Meğerse Balkabağı kafenin sahibi, kızın ablasıymış.

‘Argo Kafeingo’da çok güzel yedik. Sahipleri çok sempatik bir çift. Virginia mutfakta nefis yemekler yaparken beyi servis yapıyor. Nefis yemekten sonra limana döndük ve Kabak Café’de kabak tatlımızın üzerine ceviz kırıp afiyetle yedik. Adaya uğrarsanız Kabak Café de kabak tatlısını tadınız tarifi bizdendir.

Müthiş ve çok temiz bir butik otel ‘Kallichoron’ ve manzarası inanılmaz güzellikte. Kahvaltı masasını da balkonumda donatıyorlar her sabah. Kahvaltıda hemen doyarım da, Astypalea’ya bir türlü doyamadım, yine gideceğim...

On iki Ada’nın en batıdaki İstanbulya (Astipalea), Amorgos ve Kos (İstanköy) adaları arasında yer alıyor. Yüzölçümü 97 kilometrekare. Çok az yabancı turist alan gizli adalardan biri.

Sapa yerlere gitmeyi sevenler için burası cennetten bir köşe. Koylardaki sular neredeyse kristal saflığında.  Güneşin yıkadığı kumsallar, tarihi mirası ve misafirperver halkıyla bu bembeyaz adada insan sonsuza dek yaşamak isteyebilir.

Astypalaia, kısmen şekli kelebeğe benzediğinden kısmen de karasal güzelliğinden dolayı ‘Ege’nin kelebeği’ lakabını almış. 

İstanbulya seyahatime Edhem Dirvana ve eşi Tanem Sivar eşlik etti.

Görüntülenme : 0 Yayınlanma Tarihi: 06/11/2016 12:58:19

Haber Yorumları (0)

500

    Acunn.com'u Facebook'ta takip et.

    Acunn.com'un eğlenceli dünyasını yakından takip etmek için Facebook sayfamızı beğenin