Mektuplardaki Fransa  tarihinin peşinde

Mektuplardaki Fransa tarihinin peşinde

‘Elegan Edebiyat’ terimini duydunuz mu? Duymadıysanız sizlere bu hafta Madame de Sevigne’i anlatayım da duyunuz. Olaylar Güney Fransa’daki tatlı bir kasabada geçiyor.

Madame de Sevigne, Fransızların ‘Augustan Çağı’ dedikleri, sanata ve şanlı edebiyata gönül vermiş güneş kıralı 14. Luis’in tahta oturduğu çağlardır. (1660-1715) yani 55 sene. Ufak bir not düşelim; Aynı devirde Osmanlı’da saatlerce vakit geçirilen neşeli ve keseli hamamlar varken Lui’nin hayatı boyunca sadece iki ya da üç kez yıkandığı söylenir. Bol parfüm ve pudralar sağ olsun.

Kızlık adı Marie de Rabutin-Chantal. (1626 Paris – 1696 Grignan). Yedi yaşında öksüz ve yetim kalır. Amcaları üzerine titrerler, ne de olsa emanet çocuk. Zamanın en iyi tahsil ve terbiyesini alır. Latin başta olmak üzere, dört-beş lisan bilmekte ve okumaktadır. Sevigne Marki’si Henri ile 1644 de evlenir ve ilki hayatı boyunca üzerine titreyeceği kızı Françoise olmak üzere iki çocuk doğurur.

Henri de Sevigne metresi nedeniyle yaptığı bir düello sonucu yaralanıp ölür. O devirde ‘metres’ pek fazla gizli değil, olağan kabul ediliyor ve ayrıca her erkeğin de var. 24 yaşında dul kalan Markiz de Sevigne Paris’e taşınır, kendini çocuklarına adar ve bir daha da hiç evlenmez. Asilzade lakapları hiç sevmez ve kendine Markiz yerine Madam olarak hitap edilmesini ister. Kızı Françoise’a çok meraklıdır. Francoise, Grignan Kontu ile evlenip mecburen taşraya taşınınca, Fransız edebiyatının önemli eserlerinden birini meydana getirecek olan kızına mektuplar başlar.

Kırmızı tüy kalemlerle süslü kasaba
Bu son derece, nüktedan, iğneli, eğlenceli ve Fransızca’nın en ahenkli şekilde kullanıldığı mektuplar, zamanın Paris’ini ve 14. Louis sarayını, entrikalarını, aşk hikâyelerini günümüze aktarır. Sevigne’nin devamlı özlediği kızına ve belki de biraz platonik bir aşk ile bağlı olduğu kuzenine 30 sene boyunca yazdığı takribi 1220 mektup, şimdilerde eşsiz birer tarihsel dokümandır. Türkçeye çevrildi mi bilmiyorum, araştırdım bulamadım ama yayın evleri için yeni bir proje olsun dileriz.

Okurken yanında iyi gider :)
Grignan’da her sene bir ‘Haberleşme Festivali’ (Mektup Festivali) düzenleniyor. Kasaba kırmızı tüy kalemlerle süsleniyor, Grignan Şatosunda her gece etkinlikler düzenleniyor. Ucuz kitle turizminden uzak kültür turizmine hitap eden bir festival. Grignan aynı zamanda lavanta tarlaları ile meşhur. Fransa’nın parfüm lortlarından ‘Durance’ firması sahibi Nicolas Ruth, Ankara Caz Derneği kurucularından Özlem Hanım vasıtasıyla beni davet edince atladım uçağa, ver elini güney Fransa. Marsilya’dan üç saat kuzeye, güzel yollardan, üzüm bağları, lavanta tarlaları ve bin bir kokular arasında vardım büyüleyici Grignan’a. Nicholas’a köyün ağası diyorum. Kasabada, lokantaları, butik otelleri var. Ufacık bir köyde bile üç michelin yıldızlı lokanta var buralarda… Eee ne de olsa Fransa burası, Gastronomi cennetinin arka bahçeleri. Bu yıldızlı lokantalardan bir tanesi de Ağa’nın. ‘Clair De La Plume’. (www.clairplume.com)

Lokanta tam köy çamaşırhanesi önünde. Çamaşırhane deyip geçmeyin. Tüm kadınların (ki köyün gölge bakanlar kurulu diyebiliriz) tüm gün toplanıp dedikodu, yaptıkları ve çamaşır yıkadıkları mekân. Versay Sarayı’ndaki Marie Antoinette için yapılmış aşk çeşmesinin kopyası. 1840’da zamanın belediye reisi köyün kadınları için yaptırmış. 16 dorik sütunlu, altı metre çapında ortasında çeşmesi olan Neoklasik bir yapı. Öğleden sonra bu sevimli Ortaçağ kasabasını gezeceğiz. Meydanda Mademe de Sevigne’nin heykeli var.

 

Yatak odalarındaki ihtişam
Mademe de Sevigne, damadın şatosuna Paris’ten dört kez gelmiş. 14 ay, bir 14 ay daha ve son gelişinde 22 ay ve orada da hayata veda etmiş. Şato çok güzel tam kasabanın tepesinde bir kartal yuvası. Festival boyunca geceleri etkinlikler varmış. Ağa’nın misafiri olduğumuzu söyleyince. Hemen ertesi güne iki rehberli özel bir tur ayarlandı. Bilmediğim bir şey öğrendim o gün Markiz de Grignan’ın yatak odasında. 16yy da asilzadeler misafirlerini yatak odasında kabul ederlermiş. Yatağınızda ful giyimli uzanıp misafirlerinizi kabul ediyorsunuz. 4 kalın şilte üstünde; En alt ilk şilte saman, ikinci şilte yün, üçüncü şilte at kılı ve son şilte ise kuştüyü. Yatak o kadar yüksek ki merdiven ile tırmanıyorsunuz. Misafirler gittiği zaman da çalışma odanıza geçip divanda dinleniyorsunuz.

Versay sarayındaki yatak odalarının ihtişamını o zaman anladım. Gelmiş iken meşhur Fransız Parfümleri yapılışını görmek istedik. Sanki ameliyathaneye girecekmişiz gibi beyaz önlük ve beyaz bone ve ayakkabı tozlukları ile girdik bin bir koku arasına. Nicholas izah ediyor ve uyarıyor: sakın süper marketlerden ucuz ve Çin malı oda ve oto kokuları almayınız kanserojendirler. Biraz daha pahalıdırlar belki ama, bizim ürünler tamamen doğal ortamda organik yetiştirilmiş çiçek özünden yapılmıştır, lavanta tarlamız dışarıda… Adını tüm bu çiçek tarlaları ortasında akan Durance Nehri’nden almış Durance Fabrikası’nı gönlümüzde hoş kokularla terk ettik. Fransızlardaki inceliğe bakar mısınız, Türk bayrağımız gönderde, Fransa ve Avrupa Birliği bayraklarıyla dalgalanıyor. Göğsümüz kabarmasın mı? Eh belki bir gün…

Görüntülenme : 0 Yayınlanma Tarihi: 24/07/2016 01:55:54

Haber Yorumları (0)

500

    Acunn.com'u Facebook'ta takip et.

    Acunn.com'un eğlenceli dünyasını yakından takip etmek için Facebook sayfamızı beğenin