‘Leyla ile Mecnun’ başlıyor! İşte Hakan Gence'nin özel röportajı

10 sene önce ekrana geldi iki sene yayımlandı ama rüzgârı artarak sürdü. Diyalogları, karakterleri kült oldu. ‘Leyla ile Mecnun’ sekiz sene aradan sonra tekrar başlıyor. Ali Atay, Serkan Keskin, ‘yeni Leyla’ Deniz Işın ve dizinin senaristi Burak Aksak’a işin sırrını sorduk.

Yayınlanma Tarihi: 29.08.2021 12:49
Değiştirme Tarihi: 29.08.2021 12:49
‘Leyla ile Mecnun’ başlıyor! İşte Hakan Gence'nin özel röportajı

Röportaj: Hakan GENCE

Onların setini herhalde en iyi anlatan kelime; dostluk. Bunu Serkan Keskin’in “Bir araya gelince şunu gördüm; birbirimize çok büyük bir özlem ve sevgimiz varmış” sözlerinden anlıyoruz. Çekimler de çok eğlenceli geçmiş. Ekibin ‘yeni’ Leyla’sı Deniz Işın kalabalık sahnelerde bazen kendini onları izlerken bulduğunu itiraf ediyor, “Hepsi çok komik” diye anlatıyor. Yıllar sonra tekrar Mecnun karakterine bürünen Ali Atay “Senelerce Mecnun’dan kurtulmaya çalışırken şimdi kendimi karakteri hatırlamaya çalışırken buldum. Ama şunu biliyorum, benim içimde Mecnun, Mecnun’un içinde ben varım” diyor. Bu fenomen dizinin dünyasına girdik, oyuncularıyla ve senaristiyle konuştuk...

‘Aradan sekiz sene değil de sekiz hafta geçmiş gibiydi’  ‘Leyla ile Mecnun’ başlıyor

ALİ ATAY: ‘EĞLENCE KOVALAYAN BİRİYİM’

‘Leyla ile Mecnun’un ilk bölümünden bugüne 10 sene geçti ama hiç unutulmadı. Sence sırrı neydi?

Tek bir sebebi yoktu. Her zaman ekip gücüne inanan biri oldum, burada da o vardı. Kendiliğinden bir dil oluştu. Bu da işin mizah duygusunu çok güçlendirdi. Herkes birbirini çok iyi tanıyordu, sohbet eder gibi dizi çektik. Ve büyük avantajını gördük.

Dizinin yeniden çekilmesi bekleniyordu ve haftaya Exxen’de yeni bölümleriniz başlıyor… Nasıl karar verdiniz?

Çok fazla talep geliyordu. Bir söyleşide şunu dediğimi hatırlıyorum: “Biz bunu yaparız. Sizin ‘İlk zamanki tadı vermiyor’ diyeceğinizden adım gibi eminim. Çünkü 10 sene önce ilk bölüm yayımlandı ve insanlar sevdi ama ‘İkinci bölümde ilk bölümün tadı yok, bozmuşsunuz’ dediler.” Ayrıca o atmosfere, o kafaya yeniden girebilecek miyiz, merak ediyordum. Çünkü herkes kendi kariyerinde yollar almıştı. ‘Yapalım bakalım’ dedik ve hayata geçirmeye karar verdik.

Yıllar sonra Mecnun karakterini yeniden üstüne giymek nasıldı?

Çok tuhaftı. Ben senelerce Mecnun’dan kurtulmaya çalışırken yeniden oynamaya başlayınca kendimi karakteri hatırlamaya çalışırken buldum. “Sesimi nasıl tonluyordum” falan dediğim anlar oldu. Ama şunu da biliyorum, benim içimde Mecnun, Mecnun’un içinde ben varım. Zaten bana bir tarafıyla benzemeyen karakterlere çok sıcak bakmıyorum.

Nasıl bir Mecnun izleyeceğiz bu kez?

Aynı. Hikâye akışı olarak da rüzgâra bağlı gelişiyor. Mecnun’da yeryüzündeki en cahil karakteri oynuyorum. “Ben sadece âşık olmayı bilirim” diyen bir adam. Ama müthiş bir bilgeliği ve korkunç bir cesareti var. Onlar aynen kaldığı yerden devam ediyor.

Sizinki öyle bir set ki erkek oyuncu dolu. Testosteron yüklü…

Evet ya, benim de hoşuma gitmiyor.

Bu kadar erkekle çalışmak nasıl?

Ben hiç sevmiyorum erkekleri (gülüyor). Hayatımda da hep böyle oldu Hakan, bir müzik grubu kurduk, orada da sağımız solumuz erkek. Bir bıkkınlık gelmedi değil.

Bir yandan bir dram olan ‘Son Yaz’ devam ediyor, bir tarafta ‘Leyla ile Mecnun’la komedi yapıyorsun, festival filmlerinde rol alıyorsun. Bu kadar farklı tarzlar arasında geçiş yaparken beynin yanmıyor mu?

Tam tersi, ben böyle rahatlıyorum. Gerçekten bana o kadar iyi geliyor ki bu. Aynı şeyi yaparken bir süre sonra bunalabiliyorum. Hayatımda sürekli bir değişiklik olsun istiyorum.

Hep derdi, sözü olan işleri sevdiğini söylüyorsun. Asıl anlatmak, paylaşmak istediğin dert nedir?

‘Karnım ağrıyor’ desem gider ilaç alırım, ‘Adaletle ilgili derdim var’ desem onunla ilgili bir film çekerim. Ben burada spesifik bir dertten bahsetmiyorum aslına bakarsan. Genel olarak bir arayıştan bahsediyorum. Bu, gerçek anlamda bir yol. Ve o yolda ilerlerken yaptığın şeyler seni bir yere yönlendiriyor. Bu sırada inanılmaz tecrübeler kazanıyorsun, düşünüyorsun.

Ekranda kâh gergin, kâh çok komik bir adamsın. Peki, normal hayatta nasıl bir insansın?

Ben hep eğlence kovalayan, her anın tadını çıkarmaya çalışan biriyim.

Sen kendinle arkadaş olur muydun?

(Gülüyor) Ben kendimle yakın arkadaş olurdum.

Peki 45 yıllık hayat yolculuğunun özeti ne olurdu?

Çocuk yaptım. Hayatım boyunca yaptığım her şey beni Fiko’ya getirdi diye düşünüyorum.

Sen hayattaki Leyla’nı buldun. İki yıl önce bebeğiniz de oldu. Hazal’la (Oyuncu Hazal Kaya) evliliğiniz nasıl gidiyor?

Maşallah, valla çok mutluyuz. Tadımıza diyecek yok.

‘Aradan sekiz sene değil de sekiz hafta geçmiş gibiydi’  ‘Leyla ile Mecnun’ başlıyor

SERKAN KESKİN: ‘KAYGILARA TAKILMADAN, ESKİDEN NE YAPIYORSAK AYNISINI YAPTIK’

Yıllar sonra yeniden İsmail Abi olarak kamera önüne geçtin. Nasıl hissettin?

Enteresan. Öldüğünü düşündüğünüz, çok sevdiğiniz birinin hiçbir zaman gelmeyeceğini bilmenize rağmen bir gün tekrar karşınıza çıkıp yanınıza gelmesi gibiydi…

Eski ekip yeniden bir araya gelince neler yaşadınız?

Aralarda birlikte çalışmalar yapmıştık. Ama hepimiz bir araya gelince şunu gördüm; birbirimize çok büyük bir özlem ve sevgimiz varmış. Çok heyecanlıydık. Başladığımızda hepimizde bir endişe vardı.

Neden?

10 sene geçti, bir şeyi tekrar yapmak için önemli bir zaman aralığı. Ama ilk günümüzde sanki sezona ara vermiş ve yeni sezona başlamışız gibi bir havadaydık.

Eskiden dizi oynarken kurduğunuz Leyla The Band vardı. Dizi final yapınca o da dağıldı. Şimdi geri döner mi?

Aslında konuşuyoruz. O dönem sürekli beraber olduğumuz için şarkılarımızı kendimiz yapıyorduk. Seyirci de bizi görmek istiyor, dinliyordu. 15’e yakın konser de verdik. Sonra kursağımızda kaldı. Sette bunu çok konuştuk. “Tekrar toplanalım mı” dedik. Hepimizin içinde bu var, bakalım.

Geçen zamanda birçok şey gibi izleyici zevkleri de değişti. Peki, sizin kurduğunuz dünyada neler değişti?

Kaygılara takılmadan, eskiden ne yapıyorsak elimizden geldiğince aynısını yaptık. Aynı kostümler, aynı karakterler… Biz oraya uzak kalmışız ama orası hâlâ yaşıyormuş gibi bir hisle devam edecek.

Hayatında bu işin dışında neler var, neler yapıyorsun?

Açık havalarda ‘Semaver Kumpanya’yla ‘Cimri’ oynuyorum. Aynı zamanda Taner Ölmez’le birlikte sekiz kişilik ‘Barabar’ isminde bir grubumuz var, konserlerimiz devam ediyor.

Filmografin bir sürü işle dolu. Sen de ‘Oynamazsam ölürüm’ diyenlerden misin?

Eskiden öyle diyenlerdendim. Ama pandemiyle birlikte elimden bu alınınca, oynamayınca da olabildiğini gördüm. Eskiden gerçekten haftanın altı günü, yılda ortalama 130 oyunum oluyordu. Şimdi o kadar değil ama yine de oynamadan duramam. Çünkü mesleğim bu ve başka bildiğim bir şey yok. Oynamazsam mutsuz olurum.

Nuri Bilge Ceylan, Yavuz Turgul, Reha Erdem gibi Türkiye’nin önemli yönetmenleriyle çalıştın. Bunu başarmanın sırrı neydi?

Ben hep tiyatroda sahnedeydim. Hele 20’li yaşlarda menajerim de, ajansım da yoktu. Sürekli izlenebiliyor ve ‘o alanın içinde’ olmanız önemli sanıyorum. Birinin aklında yokken bile bir gün oyun izlemeye geldiğinde, ‘Aa, bu çocuk neden olmasın’ dedirtmiş olabilir. Sonra da amacım o insanlarla birlikte bir şeyler yapıp öğrenmekti.

Bundan sonra az gişe yapan sanat filmlerinde mi yoksa çok kazandıran gişe filmlerinde mi rol almak istersin?

Laf söyleyen, söz söyleyen her senaryoda olmak isterim.

Genelde kolların bağlı poz verip durduğuna dair yorumlar okudum. Bazıları senin içekapanık olduğunu düşünüyor.  Bu kadar deneyimden sonra hâlâ geriliyor musun?

Serkan olarak kamera önünde olmayı çok beceremiyor, sevmiyorum galiba. Benim işim oyunculuk. Bir karakteri oynamaya çalışırken kendinle ilgili kısmı geçiyorsun. Ama mesela bir süredir konser veriyorum, orada evet Serkan’ım ve bir film içinde canlandırdığım karakter kadar rahat olamıyorum.

‘Aradan sekiz sene değil de sekiz hafta geçmiş gibiydi’  ‘Leyla ile Mecnun’ başlıyor

DENİZ IŞIN: ‘HENÜZ MECNUN’UM YOK’

Yeni Leyla sen oldun. Nasıl geldi sana bu rol?

Bir gün ajansımdan aradılar, Onur Ünlü’nün ‘Leyla ile Mecnun’ için deneme çekimi istediğini söylediler. Çok şaşırdım çünkü komedi yapmayı çok seviyorum. O gün içinde hemen bir çekim yaptım, gönderdim. Onur ertesi gün buluşmak istedi. Role seçildiğimi duyduğumda İzmir’deydim. Hemen en sevdiğim herkesi aradım, çok sevindim.

Daha önce izliyor muydun?

Hiç fanı olmamıştım. Ama gördüğüm hüzünlü bir video da, komik bir video da o işe ait oluyor ve mutlaka karşıma çıkıyordu. O yüzden konuya hâkimdim. Zaten bana “Dizinin fanı olmaman daha iyi” dediler. Çünkü Leyla karakteri dizideki diğer karakterlere daha dışarıdan bir gözle bakıyor.

Sonra izledin mi?

Baştan sona izlemedim. Benden önce başka Leyla’lar oldu. Ben içimden geldiği gibi sıfırdan bir karakter çıkarmak istedim. Yoksa insan ister istemez bir şeyleri taklit etme ihtiyacı duyabilir.

Nasıl bir Leyla göreceğiz?

Mecnun’un Leyla’sı mıyım? Nasıl biriyim? İyi miyim yoksa kötü müyüm? Bu biraz da Leyla’nın iç dünyasını çözmeye çalıştıkları bir hikâye.

Setiniz çok erkek ağırlıklı. Çalışmak nasıldı?

Hiç öyle hissetmedim. Hemen beni içlerine aldılar. Genelde hepimiz aynı karavandaydık, çok güzel muhabbetlerimiz oluyordu.

Sette seni en çok şaşırtan ne oldu?

Hızları. Gülme krizine girip çok es verdiğimiz sahneler oldu. Kalabalık sahnelerde bazen yanlışlıkla kendimi onları izlerken buldum. Hepsi çok komik.

Günümüzde ne kadar Leyla ile Mecnun gibi aşklar yaşanıyor sence?

Günümüzde de vardır. Şu da bir gerçek, artık aşkları hızlı tüketiyoruz. Belki de eskiden kendimize uygun insanlarla karşılaşmaya çok fazla fırsatımız yoktu. Şimdi daha fazla seçenek olduğu için insanlar kayboluyor. Ama ben, kendin için en doğrusunu aramanın yanlış bir şey olduğunu da düşünmüyorum.

Senin Leyla ile Mecnun gibi bir aşkın oldu mu?

Birbirine ulaşamamakla alakalı dersek, bitmesini istemediğim ama bitmek zorunda kalan ilişkilerim oldu tabii.

Peki, bir Mecnun’un var mı?

Henüz yok (gülüyor).

İzmirli olduğunu okudum. Başka...

Evet, İzmirliyim. 29 yaşındayım. Annem ve babam Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor. Ben de Ege Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nde okudum. Ardından malzeme mühendisliği üzerine yüksek lisans yaptım.

Oyunculuk nerede bu hikâyede?

Tiyatroyla ilgilenmeye yüksek lisans yaparken başladım. Kimya mühendisliğiyle evli, tiyatroyla yasak aşk yaşıyor gibiydim. Zaten okul bittikten sonra İstanbul’a geldim. Burada bir sene mezun olduğum dalda işler yaptım. Sonra özel sektörde yapamayacağımı anladım ve istifa ettim.

Nasıl keşfedildin?

Reklamlarda oynadım. Sonra bir reklam çekiminde cast direktörü sayesinde ilk dizim ‘Her Yerde Sen’ geldi. Ardından ‘Sefirin Kızı’ ve ‘Masumiyet’ gibi işlerde rol aldım.

‘Leyla ile Mecnun’ gibi kült bir işte yer almak sence kariyerini nasıl etkileyecek?

Bu işin sevdiğim bir komedi anlayışı var, kariyerimde bir dönüm noktası olacağını düşünüyorum.

Bundan sonrası için hayallerin neler?

Hayatım yettiği kadar oyunculuk yapmak. ‘Bu kıza bu rol olmaz’ denilen ne kadar iş varsa hepsini denemek.

‘Aradan sekiz sene değil de sekiz hafta geçmiş gibiydi’  ‘Leyla ile Mecnun’ başlıyor

BURAK AKSAK: ‘HALAY SAHNESİNİ YAZARKEN ELLERİMİ HAVADA BULDUM’

‘Leyla ile Mecnun’ hayatımıza 10 yıl önce girdi. Hikâye nasıl ortaya çıktı?

Durduğum bir dönem vardı. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Televizyondaki işler bana göre değildi. Farklı bir şeyler yapmak istedim. Ama hayata geçirmek zor oldu.

Neden?

Dört kanala gitti iş. Ama hepsi olumsuz döndü. Farklı geldi herhalde. Sonra TRT’den bir gençlik hikâyesi istediler. O dönem için zordu. Elimde de bu iş vardı ve verdim. Bir şekilde oldu. Sonra Onur Ünlü ve oyuncular okudu. 1.5 ay sonra setteydik.

Son bölümden bu yana sekiz sene geçmiş. Ama dizinin karakterleri hiç unutulmadı. Sence bu diziyi bu kadar özel kılan ne?

İnsanlar kendilerinden bir şeyler buldular diye düşünüyorum. Özellikle ilk bölümlerde televizyonda görmeye pek alışık olmadığımız bir hikâye ve formattı. Ben aslında başlarda tekrar yapmak istemiyordum.

Niçin?

Bizde çok güzel etkiler ve anılar bıraktı. ‘Bunları bozar mıyız’ gibi bir korkum vardı. Tabii bütün ekip toplanırsa kalkıp tek başıma ‘istemiyorum’ da demezdim.

Şimdi yeni bölümler başlıyor. Ne değişti?

Ekip tekrar toplanıp çalışmaya başladıktan sonra şunu fark ettim, sanki aradan sekiz sene değil sekiz hafta geçmiş gibiydi.

Geçen zaman içinde dünya, algılarımız, jenerasyon değişti. Bunlar hikâyene ne kadar yansıdı? Yeni bir dünya mı kurdun, yoksa eski tatta devam mı?

‘Yeni bir tat yakalayalım’ ya da ‘Eskiden bunu yapıyorduk, aman ondan kopmayalım’ diye düşünmedim. İlk zamanlarda içimizden geldiği gibi ilerliyorduk, yine bunu kaybetmeyelim diye düşündüm.

Anlatım diliniz aynı mı?

Evet. Dilimizi değiştirmedik. Gündeme dair de ufak tefek şeyler var.

Kendi mizahını nasıl anlatırsın?

Mecnun ne olduğunun, ne yaptığının farkında değildir ya. Bendeki durum da o. Gündelik hayata ve bize empoze edilmeye çalışılan saçma şeylere bir tepki.

Bir yazma rutinin var mı?

Haftada bir günüm boş oluyordu. Kalan süreçte gece gündüz çalışıyordum. Evlenip belli bir düzen oluşturduktan sonra kendimi programlayıp çalışmaya başladım. Hafta içi işlerimi bitiriyorum ki hafta sonu eşimle beraber vakit geçirebilelim.

Bu kadar karaktere ses olma bir şizofreni yaratmıyor mu?

Başta yaratıyordu. İlk üç bölümü yazdığımda işler daha zordu. Mesela Samatya’da oturuyordum. Leyla düğüne gidiyor, bir halay ekibi geliyor ve onu halaya kaldırıyor. O sahneyi yazarken ellerim havada kendimi halay çeker pozisyonda buldum. Sonra oyuncular işin içine girdi ve o kadar kolaylaştı ki. Gözümün önünde onlar vardı.

Absürt mizah hangi noktada ve nasıl dahil oldu?

‘Ak sakallı dede’yle başladı aslında. Bu adamın karakterine bir temel mi bulsak dedik. Ama birden kendi kitlesi oldu. Dokuzuncu bölümde Leyla ile Mecnun’u birleştirdik. E, 10’uncu bölümde ne yapacağımızı bilmiyorduk. Sonra ‘Mecnun tadilat yaparken çiviyi sökse ve dünyanın sonu gelse’ dedik. Ona da seyirci karşılık verince bizim dünyamız öyle bir yer oldu ki içine ne girse şaşırtmaz oldu.

Yeni sezonu olacak mı?

Bir 10 bölüm daha gelir gibi duruyor.

Dizinin ilk sezonu 2011’de yayımlanmıştı.
Yönetmenliğini Onur Ünlü’nün üstlendiği ‘Leyla ile Mecnun’ 3 Eylül’de başlıyor.