Korsan yatağı: Saint Malo

Korsan yatağı: Saint Malo

Surlarla çevrili eski kentin kemerli, taş kapısından girer girmez ‘şato’ adı verilen, kale görüntüsünde kuleli, mazgallı, ürkütücü yapıyla karşılaşıyorsunuz. Burcunda, okyanusa karşı bir bayrak dalgalanıyor. Çok kısa bir süre bağımsızlığını ilân etmiş, merkezi devlete başkaldırıp kendi içinde bir dukalık kurmuş Saint- Malo bayrağı bu. Onun altında sırayla üç bayrak daha var: Brötanya, Fransa ve Avrupa Birliği bayrakları.

Saint-Malo’nun granitten bir anıt gibi, ilk bakışta itici bir görünümü var. Ama ilk bakışta... İçine dalıp dolaşmaya başladığınızda surları, okyanusa inen dar sokakları, küçük alanları, taş duvarlı gotik kiliseleriyle sarıp sarmalıyor insanı. Bağrına basıyor demeyeceğim ama güzelliklerini sunmaktan da geri kalmıyor. Kent İkinci Dünya Savaşı’nda bombalanmış. Taş üstünde taş bırakmamış Müttefikler. Ama barış sürecinde yeniden, bölgedeki granit ocakları sayesinde ‘taş be taş’ inşa edilmiş, 17’inci yüzyıldan kalma mimari doku korunarak.Surlar boyunca göz alabildiğine uzanan kumsalda güneş ve martılarlayım. Karşımda bir gidip bir gelen, gelirken peş peşe dalgaları sürüyen, giderken yosun ve balçıkla birlikte çekilen okyanus yok yalnızca, okyanusun orta yerinde bir ada, adanın kayalık yamaçlarında bir mezar da var. Fransız romantizminin kurucusu Chateaubriand dalgalarla kucak kucağa orada yatıyor. Kaldığım otel de, Saint-Malo’daki birçok kahve ve lokanta gibi yazarın adını taşıyor. Üstat az dolaşmamış dünyayı. Amerika’dan Orta Doğu’ya, O zamanki adıyla Konstantinople’dan Kudüs’e kadar epey yol kat etmiş. Sonunda doğduğu kente dönmüş ama. Ve Saint-Malo’ya gömülmüş. Otelimin duvarına yazılı şu cümlesi ilginç: ‘İnsanoğlunun yolculuk yapmasına gerek yok çünkü sonsuzluğu zaten içinde taşır’. Artık sonsuza yapılmıyor yolculuklar, dünya küçüldü. Ve hiç kimse, Chateaubriand’ın yaşadığı dönemdeki gibi yeni denizlerin, uzak ülkelerin hayaliyle yola çıkmıyor.Korsanlıktan armatörlüğe, krepten dönere…

Brötanya’nın krepleriyle ünlü Saint-Malo kentinde bizim vatandaşlar da döner dükkânlarını açmışlar, kreple rekabet halindeler. Almanya’da dönerin sosisi yenmesi gibi, kim bilir belki bir gün burada da, krep, şampiyonluğu dönere bırakabilir. Ama şimdilik döner taş duvarları yosunla kaplı kiliseler, dar sokaklar, yelkenliler ve rutubet gibi kentin vazgeçilmezleri arasında değil.Saint- Malo yıllar boyu korsanlara yataklık yapmış bir liman. Devletin denetiminde iş gören, bizim Barbaros ya da Turgut Reis gibi savaşta düşman gemilerine saldıran bu korsanların bir başka özelliği de sonradan armatör olmaları. Deniz ticareti sayesinde palazlanıp kent burjuvazisini onlar yaratmış. Jacques Quartier gibi içlerinden uzak denizlerin, el değmemiş toprakların, bilinmedik ülkelerin özlemiyle yanıp tutuşanlar da çıkmış. Quebec ve Kanada’nın kâşifi Quartier, ‘Yeni Topraklar’ın ötesindeki ülkeyi hayal ederek Saint-Laurent ırmağı boyunca Montreal’e doğru ilerlerken, Amerika keşfedileli çok olmamıştı. Bugün oralarda halâ Fransızca konuşuluyorsa bu, Saint-Malo’lu ‘kâşif korsan’ Jacques Quartier sayesindedir.Quartier, Fransa tarihinin önemli şahsiyetleri arasında sayılıyor bugün. Okul kitaplarına bakarsanız bir ‘pirate’ yani ‘yağmacı’ değil o, adı üstünde, bir ‘corsaire’, yani Fransa denizcilik tarihinin anlı şanlı kahramanlarından. Tıpkı, on beşinde bir korsan gemisiyle muço olarak denize açılan, gösterdiği kahramanlıklar sayesinde donanma komutanlığına dek yükselen Rene Duguay-Trouin gibi. Vauban’ın deyimiyle “Devlete kâr sağlayan korsanlık” bu kıyılarda XIX. yüzyılın ortalarına dek devam etmiş ve ancak 1856 yılında yasaklanabilmiş.

Kent, zenginliğini yalnızca korsanlıktan elde etmemiş elbette. Açık deniz balıkçılığının da merkezi olmuş. Bir bakıma halâ da öyle sayılır. Ne var ki limanda yelkenli ve yatların sayısının balıkçı teknelerininkinden daha fazla olduğunu belirtmeliyim.Saint-Malo’nun bir başka övünç kaynağı ise, her yıl düzenlenen ‘Etonnants Voyageurs-Şaşırtan Yolcular’ edebiyat festivali. Dünyanın dört bir yanından davet edilip çok yoğun etkinliklere katılan yazarlar arasında Hakan Günday, Ece Temelkuran ve Çiler İlhan da vardı. Hakan, üzerinde kuru kafa bulunan siyah bir tişört giymişti. Tam bir korsan edasıyla imzaladı kitaplarını. Bendenizse, Saint-Malo festivaline üçüncü kez katıldığım için Türkiye’den gelen yazar arkadaşlarıma ev sahipliği yapmakla yetindim, Ahmet İnsel’le cumhurbaşkanımızın kulaklarını çınlattığımız radyo programını saymazsak.

HABERE OY VER:
Görüntülenme : 0 Yayınlanma Tarihi: 14/08/2016 10:07:42

Haber Yorumları (0)

500

    Acunn.com'u Facebook'ta takip et.

    Acunn.com'un eğlenceli dünyasını yakından takip etmek için Facebook sayfamızı beğenin

    ×
    Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

    Acunn.com Bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.