Canlı
TV8'de şu an

Bu yarışmacının performansını beğendiniz mi?
Kıskanıyorum Çünkü...

Kıskanıyorum Çünkü...

“Ben kıskanmam” yalanını bir kenara bırakın.

28.06.2013 11:09

“Ben kıskanmam” yalanını bir kenara bırakın.Bilim dünyası kıskanmanın, bundan 7 milyon yıl önce bize atalarımızdan miras kalan genetik bir eğilim olduğunu kanıtladı bile. Sorulması gereken asıl soru: “Neden kıskanıyorum?” Bakın, kıskançlık beynin hangi sosyopolitik bölgelerini tetikliyor, hangi psikolojik nedenlerden süregeliyor, kıskançlık cinsiyete göre değişkenlik gösteriyor mu, kıskanma güdüsünü bastırmak için neler yapılmalı?ATALARIMIZ SAĞ OLSUNULM Üniversitesi'ndeki araştırmanın sonuçlarına göre, kıskanmak bugün ortaya çıkan bir olgu değil; bize bundan 5-7 milyon yıl önce, atalarımızdan kalan bir miras. Araştırmayı yürüten Dr. Jürgen Homboldt, "Kıskançlık, insanlığın toplum için yaşamaya başladığı ilk zamanlardan beri genlerimizde mevcuttur" diyor. "Kıskanma güdüleri, insanın vahşi beyninde bulunan savunma mekanizmasının geliştirdiği bir reflekstir. Nasıl ki pek çok canlıda bölgesel koruma, yemeği için savaşma ve onu koruma, eşi için kıran kırana mücadele etme eğilimleri varsa, insanlık için de aynı güdülenmelerden bahsetmemiz mümkündür." Dr. Humboldt, insanoğlundaki kıskançlığın evriminde üç ana çizgi olduğunu da ekliyor: Bunlardan ilki, "Birarada yaşama gereksinimi" olarak karşımıza çıkıyor. Humboldt, "İnsan, yaşamak ve hayatta kalmak için birarada olması gerektiğini çok erken dönemlerde kavramıştır. Ancak yaşadığı sosyal ortamda hayatta kalmak için de güçlü olması gerektiğini kavraması da bununla birlikte süregelmiştir" diyor.Kıskançlığın evrimindeki ikinci aşama ise "yakın ilişki kurma" kavramı. Yani çift olma, eşleşme, hatta tam tabiriyle çiftleşme gereksinimi... Dr. Humboldt'un bununla ilgili açıklaması ise çok net: "İnsanlık, soyunu devam ettirmek için üremek zorunda olduğunu bilir. Ancak bazı hayvanlardan farklı olarak insanlık daha monogamik bir yapıya sahiptir. Bunun sebebi ise, insanın içgüdüsel olarak soyunu devam ettireceği çocuğu ile duygusal bir bağ kuruyor olmasıdır. Bu bağı kurarken başka genlerin, soyunun içerisine karışmasını istememesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu, sadece basit bir ego mücadelesi değildir. İnsanoğlu, üremek için kendisine partner seçerken, içgüdüsel olarak soyunun genetik olarak sağlıklı, zeki ve doğada hayatta kalabilecek çevikliğe sahip olmasını amaçlar. Bunun için sadece partnerinin ve kendisinin döllenmeyi gerçekleştirmesi için mücadele verir." Özetle bugün bile halen devam eden, eşleri kıskanma eğiliminin yegane sebebi de bu gibi görünüyor. Zeki, çevik, ahlaklı ve sadece eşlerin kendi genlerini taşıyan çocuklara sahip olma güdüsü...Son olarak kıskançlığın atalarımızdan kalan üçüncü nedeni ise; "Cinsiyete dayalı çalışma biçimi..." Dr. Humboldt, "İnsanlığın yerleşik düzene geçmeden önceki uzun bir dönemi avcılık ve toplayıcılık adı altında iki işkolu ile devam etmiştir" diyor. "Kadınlar, çocuk doğuracakları, fiziksel olarak muhafaza edilmeye gereksinim duymaları ve hamilelik dönemlerinden dolayı yakın bölgelerdeki, tehlike içermeyen besinleri toplamakla iştigal etmişlerdir. Erkekler ise daha zor bir iş olan avcılıkla uğraşıyorlardı. Bunun için uzun mesafeler yürümek, haftalar, belki de aylarca evden uzak kalmak zorundalardı. Uzakta kalınan bu sürelerde ise partnerlerinin başka bir erkek ile çiftleşmesini önlemek için kıskançlık kavramını geliştirmişlerdir." Anlaşılan bugün gibi, bundan 7 milyon yıl önce de uzun mesafe içeren ilişkilerde kıskançlık sorunu bulunuyor. Tabii o zamanlar skype, cep telefonu filan da olmadığı için erkeklerin işi zor gibi görünüyor.KISKANÇLIĞIN KÖLESİ DEĞİL, EFENDİSİ OLMAK İÇİN...5 yaşından itibaren değer verme yargılarımız pekişiyor ve kaybetme korkusuyla birlikte kıskançlık duygusu da ortaya çıkıyor. Yani bundan kaçış yok. Kıskanmak doğal bir duygusal süreç, bunda yanlışlık yok. Ancak kıskançlık, diğer tüm duyguların önüne geçip ilişkiyi kontrol altına almaya başladığında, iletişim bozuklukları, güvensizlik ve paranoyaya doğru hızla ilerleyen bir süreç de başlamış oluyor. Henüz bir bilgisayara bağlanıp, kıskançlık duygusunu genlerimizden silemediğimize göre, bize atalarımızdan miras kalan kıskançlığa, yokmuş gibi muamele etmemiz anlamsız görünüyor. Yapabileceğimiz yegane şey ise; "kıskançlığı kontrol altına almak..." Peki bunu nasıl yapabiliriz? Ruhun Sırları ve Atalarımızın Bilgisi adlı kitabın yazarı Bohdi Sanders açıklıyor:1- ÖZGÜVENİNİZİ GELİŞTİRMEYE ÇALIŞIN.Kişinin özgüveni ne kadar düşük olursa, kendi değeri konusunda o kadar şüpheye düşecektir. Bu da arkadaşınız, sevgiliniz ya da eşinizin sizi başkası için terk etme yecek kadar değer verdiğine dair endişelerinizin olmasına yol açar. Dolayısıyla özgüveninizi geliştirmek, kıskançlığı kontrol altına almanın ilk adımıdır. Kendinize ne kadar değer verirseniz, kendinizi o kadar özel hissedersiniz. Böylece etrafınızdaki insanlar da sizin özel olduğunuzu görürler. Özgüveni yüksek bir kişi, ilişkiyi iki tarafın da karşılıklı fayda sağladığı bir temelde değerlendirir. Değerli olduğunuzu anlayın ve eğer biri size bu değeri vermiyorsa o kişi doğru insan değildir.2- DUYGULARINIZIN FARKINDA OLUN.Duygularınızın farkında olmanın hiçbir kötü yanı yoktur. Elbette duygularınızın sizi ele geçirmesine izin vermediğiniz sürece... Kıskanmak doğal bir duygudur ve neye değer verip vermediğinizi anlamanızı sağlar. Sorun, duygunun kendisinde değil, o duyguya takıntılı hale gelmektir. Eğer kıskandığınızın farkındaysanız, doğru yoldasınız demektir. Burada önemli olan duygularınızı, arkadaşınız, sevgiliniz ya da eşinizle paylaşmaktır. İkili ilişkilerde dürüst ve açık olmak, duygularınızın zaman içerisinde yıkıcı ve takıntılı bir düzeye ulaşmasını engeller.3- PROBLEMİN KÖKENİNE İNİN.Duygularınız ve kıskançlığınızın geçerli bir sebebi var mı? Yoksa kıskançlığınızın sebebi aklınızın size oynadığı bir oyundan mı ibaret? Kıskançlık duygunuz, size bir yerlerde çözmeniz gereken bir sorun olduğunu söyler. Burada yapmanız gereken kıskançlık duygunuzun kökenine inmek, sorunu tespit etmektir. Eğer geçerli bir sebebiniz varsa problemi çözebilir, sebep yeterince doğrulanabilir değilse sorunu kafanızdan atabilirsiniz.4- POZİTİF DÜŞÜNCELER VE KİŞİSEL GELİŞİMİNİZE ODAKLANIN.Zihniniz size oyunlar oynayabilir ve düşüncelerinizin bazen kontrol edilmesi gerekir. Duygularınızın hayatınızı ele geçirmesine izin vermeyin. Siz, sadece kendi eylemlerinizden sorumlusunuz; başkalarınınkinden değil... Bir şey üzerine çok fazla kafa yorar ve enerjinizi kanalize ederseniz, onun bir şekilde hayatınıza girmesini sağlarsınız. Bunun iyi ya da kötü olması da sizin elinizdedir. Kıskançlık gibi negatif duygularla zihninizi meşgul etmek yerine, kafanızı pozitif düşüncelerle doldurun. Kıskançlık, endişe gibi negatif duygular aynı zamanda sizi stres altına alır ve sağlığınızı tehdit eder. Neyi istemediğinize değil, ne istediğinize odaklanın.BİLİMİ BIRAKIN, İLİŞKİNİZE BAKIN...Hepsi tamam... Erkeklerin beynindeki, kas kontrol ve koordinasyonunu sağlayan gri bölge daha yoğun olduğu için her iki cinsiyet farklı kıskançlık özellikleri gösteriyor. Kıskanınca adrenalin ve epinefrin hormonları tetikleniyor. Erkeklerin yüzde bilmem kaçı kıskanıyor, araştırmalara göre Kuzey ülkelerindeki kadınlar en az kıskananlar, vıdı vıdı vıdı vıdı... Bitmez bu araştırmalar. Girin, internette herhangi bir arama motoruna "kıskançlık hakkında araştırmalar" yazın hayatınızda bir arada görmediğiniz kadar çok makale ve araştırmanın içinde kaybolacaksınız. Lafı neden böyle uzatıyorum? Çünkü size daha olgun ve huzurlu bir ilişki sağlayacak olan; bu bilimsel araştırmalar değil; bizzat sizsiniz... Kıskanmak da, aşk gibi, nefret gibi, mutluluk ve öfke gibi ilişkiyle birlikte gelen doğal bir duygu sadece. Her bir duygu, siz isteseniz de istemeseniz de bünyenizde kodlu şekilde bulunuyor. Her birinin tadını çıkarmak da sizin elinizde. Yeter ki duygularınızın kölesi olmayın, karşınızdakiyle iletişiminizi koparmayın. İnsanlar ne kadar anlayışlı olurlarsa olsunlar, siz onlara duygularınızdan bahsetmedikçe asla hislerinizi tam olarak anlayamazlar. Ne de olsa hayvanlar koklaşarak, insanlar konuşarak...caferuj.com.tr

Yorumlar | 0
üye profil