Günübirlik Bolu yaylaları gezisi

Günübirlik Bolu yaylaları gezisi

Dağlar, göller, yaylalar... Kuşlarla arkadaş gibi geçen bir gün... Gezginlik ve kâşiflik, bazen bir güne çok şey sığdırmanın güzelliğini yaşamak olabiliyor. Bolu Aladağ ve etrafında geçen bir günün hikâyesi...

Bolu Gölcük’teyim ve buz tutmuş gölün kenarında yürüyorum. Saat 9.45 ama güneş ısıtamıyor henüz. Güneşin buz üzerindeki yansımaları yer yer gözümü alıyor. Erken gelmiş piknikçiler yer kapmak için telaşlı. Tümünün tek derdi, güneş alan bir yer seçmek. Bir fotoğrafçı grubu her şeyi çekme derdinde. Güneşe uyananlar günün tadını çıkarmak istiyor. Dalgın dalgın, bu doğa parçası ile insanın buluşmasının akşam üzeri ne sonuçlar doğuracağını, ortalığın nasıl kirleneceğini düşünürken birden üzerimden bir kuş geçti sandım. O kadar yakından geçmişti ki kanadının sesini bile duymuştum. Sonra ardı ardına gelmeye başladı sesler, ama ortada uçan bir nesne yoktu. Son gelen gruptan birkaç genç buzun üzerinde taş sektirme oynuyorlarmış meğer. İlk kez buzun üzerinde taşın böyle ses çıkardığına tanık oldum. “Öğrenmenin yaşı yoktur” deyiminin doğruluğunu bir kez daha anladım böylece.

Bolu Aladağ’daki Gölcük, ulaşım kolaylığından ötürü piknikçiler dahil birçok insanın uğrak yeri. Buna karşın, hâlâ temiz bir doğa parçası.

 

Bu gezi için 6.00 gibi Avcılar’dan çıktım yola. Amacım bir günde olabildiğince çok yer görmek. Sakarya'da sisler arasında bir görünüp bir kaybolan ağaçlar eşlik etti yolculuğuma. Ardından Bolu Dağı’nı aştım. Kenarlarda kar olmasına rağmen yol tenha ve açıktı. Abant kavşağında bir an, “Acaba birkaç dakikalığına uğrasam mı” diye düşündüm ama vazgeçtim. Planı bozmayı göze alamadım. Sonra Aladağ’a tırmandım. Yolun güneş almayan kısımlarında buzlar erimemişti henüz. Gölge yerler buzla kaplıydı. Dikkatli olmam gerekiyordu. En küçük bir dikkatsizlik bu keşfin kısa sürmesine neden olabilirdi. Dağın soğuk yüzü, inişte yerini sıcak güneşe bıraktı. Henüz bozulmamış ahşap yapılı birçok yayla var burada, ama hedefim ormada saklı kalmış yaylalardı. Dağı iner inmez buzlu yollar geride kaldı. Yol kuru ama ormanlar karla kaplıydı. Seben-Kıbrısçık yönünde ilerlerken Kıbrısçık'a döndüm. Ormanda muhteşem yaylalar vardı. İlk hedefim Bıyıklar yaylası oldu.

Tepe Yayla, ormanın kıyısında; yola yakın olduğu için de bölgedeki ilk yayla.

 

Yoldan 2 kilometre içeride olan yayla birçok Kıbrısçık yaylası gibi ormanın içinde. Eskiye göre ev sayısında artma var. Bazı evler de yıkılıp yeniden yapılmış. Bu evleri yapanların yaylacılıkla ilgileri olmadığı mimarisinden anlaşılıyor. Aralarda tek tük eski yayla evleri varlıklarını korumayı başarmış. Belli ki bu evler yazın yaylacılık amacıyla kullanılıyor. Eski evlerin büyük kısmı ise bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tutmuş. Belli ki gelen giden yok yazın. Bakımı yapılmayan yayla evleri kısa zamanda yıkılıp yok oluyor ne yazık ki.

İkinci durağım ise gençliğimde kışın birçok kez saatlerce yürüyerek ulaştığım, bu bölgedeki en güzel yaylalardan biri olan Hatcağız. Kışın çadır kurmaz, yayla evlerinde kalırdık. Bir keresinde tüm evler kilitli olduğu için bir evin altındaki ahırda kalmıştık. Yayla daha içeride olduğu için yolda epey kar var. Bir an ürkmedim değil. Tek başımayım ve kalırsam yardım için uğraşmam gerekecek. Yaylayı görmek isteği korkuya hâkim oluyor. Zaten hep öyle olmadı mı? Korku hâkim olduğunda hiçbir şey yapamaz, sıradan bir gezgin olursunuz; risk aldığınızda ise kimsenin ulaşamadığı yerlere ulaşırsınız. Burası da modern evlerden nasibini almış ama eski dokunun bir kısmı ayakta kalmaya devam ediyor. Bir zamanlar kamp yaptığımız düzlük evden geçilmiyor. Gördüm ki buralar artık yayla olmaktan çıkmış ve köye dönüşmeye başlamış. Öyle ya, hangi yaylada cadde ve sokak ismi olur ki?

 

Karadeniz yaylaları festivallere hazırlanıyor

 

Seben yoluna geri dönüyorum. Yola en yakın yaylalardan biri Tepe Yayla. Burası hem küçük hem de eski evleriyle çok güzel. Kısa süre sonra büyük bir göletin kenarından geçiyorum. Buz tutmuş göletin içinde bir tekne dikkatimi çekiyor. Buzları kırıp balık tutmaya çalışıyorlar. Fotoğraflarını çektiğimi görünce el sallıyorlar. Aladağ arkada tüm heybetiyle duruyor. Seben’e doğru devam ediyorum. Sonra acıktığım geliyor aklıma. Giriyorum bir avludan içeri ve kendimi bir yayla lokantasında, sıcak bir aile ortamında, soba başında yemek beklerken buluyorum. Aile fertleri lokantadan çok kendi evlerinde gibi hizmet ediyor.

 

Bir sonraki durağım Nallıhan Kuş Cenneti. Seben’i geçer geçmez girdiğim sis kuş cennetine kadar devam ediyor. Doğada fotoğraf çekmeye giderken akılda tutulası bir durum da sis, yağmur gibi fotoğrafçının kaderini belirleyen olaylardır. O zaman da bir teselli olarak şöyle diyoruz: “Önemli olan burada olmak, havayı koklamak.” Kıztepe’nin görüntüsü sisler arasında da olsa bir kez daha belleğime kazınıyor. Uçan kuşların görüntüsüyle, sesleriyle günümü tamamlayıp Nallıhan- Mudurnu- Akyazı üzerinden TEM otoyoluna bağlanıp saat 20.00 gibi evde oluyorum.

Uzun süredir düşünüyordum bunu yapmayı ve ama üşeniyordum. Yaptığımda ne kadar olağanüstü bir gün yaşayacağımı biliyordum. Öyle de oldu. Yapacağınız tek şey sabah erken yola çıkmak. Gerisi kendiliğinden gelecek. Benim rotamı takip etmek zorunda değilsiniz. Siz keşfedin ki, keşfetmenin keyfini yaşayın.

 

www.atlasdergisi.com TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR.

HABERE OY VER:
Görüntülenme : 0 Yayınlanma Tarihi: 13/10/2016 10:46:12

Haber Yorumları (0)

500

    Acunn.com'u Facebook'ta takip et.

    Acunn.com'un eğlenceli dünyasını yakından takip etmek için Facebook sayfamızı beğenin

    ×
    Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

    Acunn.com Bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.