Gülben Ergen yazdı: Ne istediniz çocuklardan

Gülben Ergen yazdı: Ne istediniz çocuklardan

Gülben Ergen, Türkiye’yi yasa boğan canlı bomba saldırısı sonrası Gaziantep’teki acılı aileleri ziyaret etti. Her aile, anlattıklarıyla yürek dağladı.

Kardeşim yıkandı, saçlarını taradı, yeni kıyafetlerini giyip gitti...Parçalarını ellerimle topladım...Bizden ne istediler?Ambulansı bir saate yakın süre bekledik. Kol, baş, bacak parçalarını ellerimizle topladık...Çocuklarım çok sevinçliydi giderken...“Anne davulcular da düğüne gelir mi” diye koştura koştura gittiler...Bütün akrabalarımızı öldürdüler. Yaşıyor muyum bilmiyorum...Polisin gelmesi yarım saati buldu... Feryadımıza kızıp önce üzerimize biber gazı sıktılar... Sonra sıkmaktan vazgeçtiler sağ olsunlar.Cenazemizi gömerken bile acımızı yaşamamıza izin vermediler. Bak benim nüfus cüzdanıma. Türk bayrağı var. Ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim? PKK’ymış, IŞİD’miş hepsinden nefret ediyoruz! Terörden, teröristten, anaların ağlamasından bıktık, yıldık...Hastanede beni azarladılar. Kızımı bulamıyorum 48 saattir. Naylon poşetlerde parçalarını aradım bugün. Orada da bulamadım...Can güvenliğimiz yok desem ne olacak, bizim canımız yok ki...

Girdiğim sokağın ölüm sessizliğini bozan tek ses çocuk sesleriydi. Göz bebeklerine yerleşmiş bir korku, annesini kaybeden, ablasını morglarda arayan, babasının paçasından ayrılmayan çocukların sesi... Her şeyin, patlamanın, ölümün, acının, çığlıkların, korkunun birebir şahitleri...Belki düğün, ölüm demek artık onlar için...Belki sevinç, kan demek onlar için...O kadar değersiz hissediyorlar ki kendilerini...Bir düğün için hazırlanan insanların arasına karışan cani, vücuduna yerleştirdiği bombalarla mahalleyi kan gölüne çeviriyor... Şimdi o mahalle, yaşayan ölülerin dolaştığı bir enkaz yığını.Bir evden çıkıp diğer eve giriyorum. Şokta olmayan yok... Kendilerinde değiller. Belki kendilerine geldiklerinde daha derinlere inecek yaşadıkları, hissettikleri ve tanık oldukları o dehşet anları.Sarılıyorum...Sımsıkı sarılıyor hepsi...Sağ ol diyorlar sağ ol...Girdiğim evlerden birinde annesinin yaralı ayağına yapışmış bir kız çocuğu. Annenin gözleri donuk, gözünden yaş akmadan ağlıyor... Korkunç bir sessizlik...Tanıyorum onu...“4 evladımı kaybettim, biri kaldı, o olmasaydı intihar ederdim” diyen anne o...Minik Asya (3) annesinin ayak bileğinden hiç ayrılmıyor. Çok huzursuz, ağlıyor, ağlamıyor, sadece annesiyle meşgul.Anne var ama yok...Elinde his yok, gözünde fer... Abileri, akrabaları, gelip giden komşular da bizimle aynı odadalar... Dayı, “Ben Dilan’ı vallahi o gece üniversite hastanesine götürdüm” diyor.Diğer abi “Yani yaşıyor muymuş diyor, bacağı kopuktu, kafasından ağzından kan geliyordu ama taksi buldum bıraktım ben onu hastaneye” diyor.Dikkatim annede... Tepkisi sıfır.Ben de dört evladını kaybetti diye okumuştum gazetede. Ne diyeceğimi bilemeden cesaretimi topluyorum, içeri geçip hemen dayının söylediği hastaneyi arıyorum. Açılmıyor. Bir daha arıyorum ve telefon açılıyor. Santralin “Yoğun bakıma bağlayamayız” cümlesinden sonra rica minnet nöbetçi doktor Hasan Bey’in ismini alıyor, “Tamam yoğun bakıma bağlıyoruz”a geçiyoruz. Dilan Ayhan...16 yaşında...Dayısı hastaneye 2 gün önce getirmiş.Durumu iyi mi? Sorunun cevabını alana kadar evin dışındaki duvarın dibindeyim.“Az önce ameliyattan çıktı” diyor hemşire.Ailenin yanına doğru yürüyorum sanki iyi haber verecekmişim gibi...Hayatta kalmış iki evladı olduğunu söylemenin gereksizliğini hissediyorum.Anne ve herkes aynı sessizlikte...Kucağında bebeği, gözünde yaşı olan bir aile yakını “Al götür, görsün kızının yaşadığını” diyor kulağıma eğilip.Emine Anne’nin gözüne bakıp “Gel, Dilan’a gidelim” dediğimde gözünden akan yaş gökyüzünü delercesine ama yine sessiz... Azıcık doğruluyor yerinden, açılıp kapanan göz kapaklarını görüyorum. Erkek kardeşine “Sen de gel bizimle” dememle yola çıkıyoruz...Hastaneye varmak için gittiğimiz yol...Hastaneye girişimiz...Hastanedeki kederliler... Ve yoğun bakım...Annesi 48 saat sonra kızını görüyor...

YARALI KIZINI İLK KEZ YOĞUN BAKIMDA GÖRDÜ

Hain saldırıda dört çocuğunu kaybetmesi her yerde haber oldu Emine Ayhan’ın... Oğlu Ramazan, kızları Zilan, Dilan ve Şükran... Onlardan o kanlı geceden sonra bir daha haber alamadı. Bir tek Şükran’ın cenazesi vardı Adlı Tıp Kurumu’nda. Aile Şükran’ı defnetti. Peki ya diğerleri ne durumdaydı? Dayısı Dilan’ı ağır yaralı olarak Gaziantep Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdığını söylüyordu. Ama bir daha haber alamamışlardı, durumunun ne olduğunu bilmiyorlardı.Yoğun bakımda Dilan’ı bulmuştuk. Annesi olaydan sonra ilk kez kızını görmüştü. Emine Ayhan şu anda en küçük kızı Asya ile abisi Gazali Ayhan’ın evinde kalıyor. Eşi ve bir kızı ise yoğun bakımda. Ama oğlu Ramazan ve ortanca kızı Zilan’dan hâlâ haber yok...GAZALİ AYHAN: AİLEMİZİN ÇOĞU O GECE DÜĞÜNDEYDİ- “Düğün evi orkestra çağırmadığı için sadece aile yakınlarını davet etmişti. Biz de onların yakın akrabasıyız. O yüzden ailemizin çoğu üyesi o gece oradaydı. Emine’nin çocukları dışında iki görümcesi, görümcesinin iki çocuğu, kayınbiraderi, abisinin çocukları vefat etti. Komşular bile yoktu düşünün. Bizim köyden başka bir ailenin 10 ferdi de o gece hayatını kaybetti. Emine patlama sırasında küçük kızı Asya’nın yanındaydı. Bir köşede oturuyorlardı. Bomba patladığı sırada Emine’nin diğer çocukları oynuyorlardı. Zaten Emine’nin evi düğün evinin hemen yanındaydı.”

54 KİŞİ ÖLDÜ, KRİZ MASASI KURULMADI

- “Patlamadan sonra polisi, ambulansı aradık. ‘Allah rızası için hemen gelin’ dedik. Neredeyse bir saat sonra geldiler. Yaralıları halk hastanelere taşıdı. Arabasına yaralıyı koyan hemen en yakın hastanelere götürdü. Ambulans geldiğinde neredeyse sokakta yaralı kalmamıştı. Cesetleri götürdüler. 54 kişi ölmüş, ağır yaralılar, bizim gibi yakınlarını bulamayanlar var. Ama bir kriz masası yok. Bir tane yetkilinin gelip bizlere bilgi vermesi gerekir. İnanın hâlâ yok. Şimdi bunları söyleyince öbür taraftan diyecekler ki bunlar Kürt’tür o yüzden devleti karalıyorlar. Vallahi de billahi de biz devletten yanayız. Bu evde gazi de var şehit de. Maalesef bize yardımcı olmadılar. Bizlere psikolojik destek ve insani yardımda bulunulması gerekli.

Evde karıncaya ilaç dökemiyoruz ölmesinler diye

13 yaşındaki Serhat ile 7 yaşındaki kuzeni Savcı da o gece düğüne birlikte gitmişler. O geceyi yengesi anlatıyor: “Serhat çok terbiyeli bir çocuktu. Mahallede kim bakkala yollamak istese hiç sesi çıkmazdı. O gece Savcı ile birlikte oyun oynamaya gittiler. Korkunç bir ses duyduk. Bomba patladı dediler. Serhat’ın yüzü parçalanmış. Babası beninden teşhis etmiş. Ocağımızı söndürdüler. Ne çocuk kaldı ne bir şey. Evde karıncaya ilaç dökemiyoruz ölmesinler diye, bunu nasıl yaptılar?”

Patlayıcı düzeneğinin el bombasıyla ateşlendiği Gaziantep patlamasında, şiddeti artırmak için kullanılan metal parçalar ve bilyeler evlerin duvarlarında büyük delikler açtı.

ÜÇ KARDEŞ FARKLI HASTANELERDE YAŞAM SAVAŞI VERİYOR...

Gülcan Yağız 9 yaşında. O hain saldırıda üç kardeş ve anneleri yaralanıyor. Yaralanan en küçük kardeşi 1 yaşında. Diğeri ise 7... Gülcan’ın tedavisi Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi’nde Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği’nde devam ediyor. Her kardeş farklı bir hastanede. Gülcan bacağından yaralı. Derin bir kesik var bacağında. Babası hastaneler arasında mekik dokuyor. O yüzden gittiğimiz sırada Gülcan’ın yanında Siirt Pervari’den gelen kuzeni var. Gülcan yoğun bakımdan yeni çıktığı için henüz tam kendine gelmemiş. O sırada elinde hediyesi ile biri geliyor onu ziyarete. Ziyaretçi, onu hastaneye yetiştiren yardımsever...

9 YAŞINDAKİ GÜLCAN’I HASTANEYE YETİŞTİREN FIRAT KILIÇ:  TÜP PATLADI SANDIM, YERDE KOPMUŞ BACAK GÖRÜNCE BOMBA OLDUĞUNU ANLADIM

- “Ben patlamanın olduğu sokağın hemen ilerisinde oturuyorum. İşten yeni gelmiştim, evde oturuyordum. Akşam saat 10’a geliyordu. Büyük bir patlama sesi duydum. Hemen dışarı çıktım. Ve ne olup bittiğini anlamak için patlamanın olduğu yere doğru gittim. Sokağın başına vardığımda yerde bir bacak gördüm. Tüp patladı diye düşünüyordum, bacağı görünce bomba olduğunu anladım. Sokağa doğru ilerledikçe cesetleri, kımıldayan yaralıları gördüm.Olay yerine ilk gittiğimde ben ve iki Suriyeli vardı yardıma gelen. Beraber cesetleri kaldırmaya başladık. Bazı cesetlerin üzerindeki elbiseler hâlâ yanıyordu. İnsanları kaldırdıkça kolları, bacakları yerde kalıyordu. Cesetlerin arasından geçerken bazıları ‘yardım et’ der gibi bacaklarımdan tutuyordu. Ama belden aşağıları yoktu. Kaldırmam imkansızdı. Kaldırsam elimde öleceklerdi. Sonra yardıma gelen insan sayısı arttı. Mahalleli arabalarını getirdi ve hastanelere taşımaya başladık.”

ANNEMİ DE AL KUCAĞINDA KARDEŞİM VARDI- “En son cesetlerin arasında Gülcan’ı gördüm. Annesinin başında yaralı bir şekilde duruyordu. Ben Gülcan’ı almaya çalışırken ‘Annemi de al, annemin kucağında kardeşim vardı’ dedi. Sonra onları hastaneye götürdük. Kardeşini hastanede gördük. Hastane çok kalabalıktı. Yaralıların bir kısmı yerde tedavi görüyordu. Gülcan’a bir türlü sıra gelmedi. Oradan bir sargı bezi aldım. Bacağının etlerini birleştirdim. Kaba eti parçalanmıştı. Sargı beziyle topuklarına kadar sardım. Zaten yolda kan kaybetmesin diye tampon yaptım. Askerde ilkyardım eğitimi aldığım için az çok ne yapmam gerektiğini biliyordum. O manzarayı görüp oradan uzaklaşsaydım şok geçirirdim. Elimden geleni yapmaya çalıştım.Gülcan onca şey yaşadığı halde hastaneye gelene kadar hiç ağlamadı. Ne zaman doktorun elinde iğneyi gördü, o zaman ağlamaya başladı. Şoktaydı.”

11 YAŞINDAKİ SURİYELİ MUSTAFA MUHAMMED BACAĞINDAN YARALANDI

Mustafa Muhammed ve ailesi üç sene öncesine kadar Halep’te bir Türkmen köyünde yaşıyordu. Suriye’de yaşanan iç savaş nedeniyle 2013 yılında Türkiye’ye sığındılar. Muhammed, bombaya oyun oynamak için çıktığı evinin önüne yakalandı.Dedesi o geceyi şöyle anlatıyor: - “Biz düğünde değildik. Zaten bizim düğünümüz değildi. Ben evde yatıyordum. Bir ara uyandım Muhammed’e baktım, telefonda oyun oynuyordu. Sonra geri yattım. Bir süre sonra bomba sesi duydum. Ne oluyor diye korkarak kalktım. Bizim evin salonundan patlamanın olduğu sokak gözüküyor. Bir baktım insanlar yerde, alevler var. Evlerin camları aşağı inmiş. Ben Muhammed’i evde sanıyordum o arada. Nenesi ‘Muhammed evde yok’ dedi. 10 dakika sonra amcası Muhammed’i kucağında yaralı olarak getirdi.Sağ ayağından çok fazla kan akıyordu. Bombadan sıçrayan bilye ayağına girmiş. İnsanlar can havliyle bir de üzerinden geçmiş. Ezilmiş. Hemen hastaneye getirdik. Bugün ameliyat olacak, ayağındaki bilye çıkarılacak. İnsan bir karıncayı bile öldüremezken bunu nasıl yapar?”

HAYATINDA GİTTİĞİ İLK DÜĞÜNDE ÖLEN 13 YAŞINDAKİ KEREM...

Feryat ediyor Ayşe evlerinin önünde... Kardeşi Kerem’i kaybetmiş o gecede. “Bu saatte işten gelirdi, bekliyorum hâlâ gelmedi” diyor. Nasıl bir acıdır bu? Neredeyse her evin önünde onlarca çift ayakkabı... Ayşe tek başına bir köşede oturuyor ve o geceyi şöyle anlatıyor:

BUNDAN SONRA YAŞASAK NE OLUR- “Kerem düğüne gitmeyi hiç sevmez. O gün heveslendi. Eniştemin yanında çalışıyordu. İşten geldi. Yıkandı. Güzelce giyindi, saçlarını taradı ve gitti. Sonra patlama oldu. Kardeşim oracıkta öldü. Bundan sonra yaşasak ne olur, bizim için hayat mı kaldı...”

 

HABERE OY VER:
Görüntülenme : 0 Yayınlanma Tarihi: 23/08/2016 23:41:46

Haber Yorumları (0)

500

    Acunn.com'u Facebook'ta takip et.

    Acunn.com'un eğlenceli dünyasını yakından takip etmek için Facebook sayfamızı beğenin

    ×
    Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

    Acunn.com Bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.