Canlı
TV8'de şu an

Bu yarışmacının performansını beğendiniz mi?
Figüranlık için başvurdu ama...

Figüranlık için başvurdu ama...

KANAL D ekranlarında yayınlandığı dönemde Geniş Aile dizisinde izleyenleri kahkahaya boğan, Bülent Çolak’la bir araya geldik. Oynadığı komedi dizileri ve filmlerdeki esprileri dillere pelesenk olan Çolak’ın dönüm noktasında önemli bir an var. 18 sene önce ilk kez boy göstereceği filmde figüranlık için başvurduğunu söyleyen Çolak, “Hayat acayip, sabun köpüğü gibi. Ben figüran olmak için görüştüm. Onlar bana başrol teklif ettiler” dedi.

24.10.2016 22:57

- Tiyatroyu çok sevdiğini biliyoruz... Bu tutku nasıl başladı?

Lise 2’ye giderken müdürümüz bize Hababam Sınıfı’nı oynatmadı. Ben de soluğu Kartal Sanat Tiyatrosu’nda aldım... 

- İnat üzerine yani?

- Aynen öyle... Kartal Sanat Tiyatrosu’nun adı Rıfat Ilgaz sahnesi. Hayat çok manidar. Hababam Sınıfı’nı müdür oynatmadı ama biz Rıfat Ilgaz sahnesine çıktık. Öyle başladım. O toz adımı hasta eder. 1993’te başladım. O günden bu güne 16 yaşından beri sahnedeyim. 

 

- Şu anda sahne aldığın oyun var mı?

- Moda sahnesinde “Torun istiyorum” adlı oyunu oynuyoruz. Kemal Aydoğan’ın yönettiği harika bir komedi. Müthiş oyuncular var. Şuan da kapalı gişe oynuyor. Ekim ayında çıktı. Kahkaha krizine girecek olan seyircimizi oyuna bekliyoruz.

 

- “Dönüm noktası” dediğin an neydi?

- Uzun yıllar tiyatro yaptım, Hisseli Harikalar Kumpanyası’nda. Daha da tanındığım proje “Geniş Aile” oldu. Sene 2009. Geniş Aile çok orijinal, acayip mavralı bir diziydi. Toplumda karşılığını buldu. Ayakkabı boyacısından tutun da şirket CIO’suna kadar her kesimden karşılık buldu. Hala da filmlerini çekiyoruz. Başında sonunda güzel doğaçlamalar da ekliyorduk. Güzel yaratıcı bir işti.  

 

- Sinemaya nasıl geçiş yaptın?

- Hayat acayip, sabun köpüğü gibi. 1998 senesinde profesyonel oyuncu oldum. Hoşça kal Yarın filmine figüran olarak başvurdum. Politik bir filmdi. Yeni yetme bir tiyatrocuydum. Sonra bana dönüş yaptılar ve “Başrollerden biri olan Hüseyin İnan’ı canlandıracaksın” dediler. Doğrusu biraz tırsmıştım... Böylece başlamış oldum. Daha sonra 11 sene tiyatro yaptım. Geniş Aile’den sonra bir çok filmde rol aldım.

 

- Tamamen tesadüf senin bu kadar tanınıp ünlü olmanız. Figüran olarak başvurup, başrol verilmesi... 

- Evet haklısın ama arada geçen 11 sene var. Tiyatroyla uğraştım. Sağlam bir filmle başlıyorsun, araya 11 sene tiyatro giriyor. Benim ilk göz ağrım. Canım benim. Onunla nefes alabiliyorum. Benim için tiyatro özgür bir alan. Çünkü tiyatroyu çok daha iyi biliyorum. Işığını da bilirim dekorunu da bilirim. Tiyatronun işçiliğini biliyorum. Oradan geldim. Tiyatroda irademizi koyabiliyoruz. Ama televizyonun bir sürü katmanı var. Yapımcısı var, yönetmeni var... Tiyatroda sen daha salaşsın. Metni seçersin, arkadaşlarınla bir ekip olursun. Takım ruhu oluşur, bambaşkadır.

 

- Bir çok film ve dizide rol aldın fakat “Ulvi” karakteri sana “cuk” oturdu?

- Aslında bu toplumun hemen hemen her kesiminde yetersizlik duygusu var. Ulvi bunun karikatür hali. İçimizden biri Ulvi. Hepimizin sakin bir yanı var ama cinlik yapmaya çalışıyor, sonra kendi kendine çarpılıyor. Cinlik yapmaya çalışan Türk insanının parodi halidir Ulvi. İbiştir, boş vitestir ama o kendini 3’üncü 4’üncü viteste zanneder.

 

- Geniş Aile’nin arkasından gelen filmlerden sonra şimdi de “Geniş Aile Her Türlü” geliyor?

- İkinci filmi çektik. Bunun 3’üncüsü de olur...

 

- Küfür var mı?

- Az çok az. Yani etmedik bile diyebiliriz. Argolar var. Geniş Aile’nin ürettiği argolar kullandık filmde. Emsali yok televizyon tarihinde. Geniş Aile bir argo türetti. Bunu çocuk da seviyor, yetişkin de. Hatta Türk toplumu argoyu seviyor. Önemli olan yersiz bir şekilde argoyu kullanmak. Yani argoyu kullanmak için kullanmış olmamak.

 

- Çekimler nasıl geçti, yorucu muydu?

- İnanılmaz keyifliydi. Kıbrıs’ta çektik. Bir muza bindik hep beraber. Akdeniz’in ortasında güneşin altında saatlerce, çekim yaptık. O gün çok enerjimiz düştü. Muzda 15 dakika harika. Herkes çok eğlenebilir, ancak 5 saat adamı bitiriyor. Muzdan kalktığımızda bacaklarımızı aça aça goril gibi yürüdük. Ellerimiz tutmuyordu. Bu sahne aksiyonun tavan yaptığı sahneydi. Müthiş olması gerekiyordu öyle de oldu zaten. 1 dakikalık sahneyi yaklaşık 5 saatte çekebildik.

 

- Fragmanı izledim çok komik. Gülme krizine girdiğiniz defalarca çektiğiniz bir sahne oldu mu?

- Hemen hemen her sahnesine güldük. Ama muz sahnesinde yıkıldık. İlk yarım saatte gülmekten kırıldık. Bize hesapta kurşun atılıyor. Muzun üzerinde ayağa kalkıyorsun. Tutunmaya çalışıyorsun, kurşunlardan kaçıyorsun. Sürekli denize düştük. Zor çektik.

 

- Seni hep komedi filmlerinde mi göreceğiz?

- Ben komedi oyuncusu değilim. Üzerime yapıştırmayı çalışıyorlar ama yapamadılar. Bana gülüyorlar evet ama ben komediyi seviyorum ve oyuncuyum. Dram sanatında komedi de vardır, hayat gibidir; dram da vardır. Ben dramatik filmler de çekmek istiyorum. İnsan başka şarkılar da söylemek ister. Hüzünlü parçalar da söylemek istiyorum. Mesela “Kanunsuzlar” diye film yaptım. “Mutlak Adalet” filmi çektim. Dramatik filmlerdi. Onlarda kötü karakterleri canlandırdım. Bilinçli şekilde yaptım bunu. Çünkü farklı karakterlerde oynamak istiyorum. Ara ara da oynuyorum. Önümüzde de bir korku filminde oynayacağım. Kasım başında yapmaya başlayacağız. Çok fazla bilgi vermeyeceğim size ama orada psikopat rolündeyim.

 

- “İyi ki oynamışım, iyi ki yer almışım” dediğin proje var mı?

- Tabi ki Geniş Aile. Ekibinden oyuncusundan set oyuncusundan çok şey öğrendim. Oyuncu insan bence güzel seyretmeli. Ben seyretmeliyim ki insanları kendimi seyredebileyim. Kuru kuru insanları gözlemlemem. Bu bir refleks haline geliyor. İnsanları seyretmek huyum. 

 

- Evde nasılsın?

- Tatlıyımdır. Eğlenceliyimdir. Keyifliyimdir.  Eşim bir pikap aldı bana. Bir plak koyduk geçen sabah. Bir baktık ki, kahvaltı sırasında, eşim, ben, annem, çocuğum oynuyoruz. Bunu da sosyal medyadan paylaştık. Biz evlilik yıl dönümümüzde Moda’ya indik. Arkadaşlarımızı da çağırdık. İp atladık. İnsanlar yıllarca ip atlamamış. Halay çekmece oynadık. Sokak müzisyenlerini de çağırdık. Müthiş eğlendik. 15 kişi gittiğimiz yerde en son 60 kişiydik.

 MERAK EDİLEN 5 SORU

- Sürekli gittiğin, müdavimi olduğun bir yer var mı? 

- Ben Moda’da takılıyorum. Oradaki kahvecilerde takılıyorum. Kitabımı açıp sakin bir yerde, sokak aralarında, plak çalan yerleri tercih ediyorum. O plağın cızırtısını seviyorum. Plak alış verişini seviyorum. Koleksiyon yapıyorum. Aldığım plakları takas etmekten hoşlanıyorum. Bir gün plak dükkanı bile açarım, bu beni mutlu eder.

 

- Yemekle aran nasıl, yapar mısın? 

- Omletin her türlüsünü yaparım. Gaziantep’ten gelen kurumuş biberi düşün, onu haşlarım, içine peynir, yeşil soğan, hatta üzüm kurusu atarım. Uydururum. Kahvaltı benim en sevdiğim öğündür. Akşam yemeğini ise hiç önemsemem.

 

- Ne tarz giyimi seversin?

- Salaş yırtık pırtık. Öyle herkeste olan şeyleri değil de farklı olanları. Mesela şalvarla da görürsün beni. Bir tişört bir yırtık kotla görürsün beni. Kışın da yün kazak seviyorum. Eskiden annem örerdi ergen zamanlarımız tabi ki, giymezdim. Şimdi anneme “Ne olur kazak ör” diyorum. Sağ olsun bana uzun bir hırka ördü.

 

- Burcun özelliklerini taşır mısın?

- Başak burcuyum. Astrolojiye büyük bir merakım var. 35 yaşından sonra yükselen burcuna geçiyorsun, yükselenini yaşıyorsun. Okumalar yapıyorum bu konuda. Kosmos’taki gezegenlerin yıldızların tozuyuz. Yıldızdaki elementle insan evladının ya da bir ağacın elementi çok yakın. Haliyle bu çekim kuvveti insanlarda ve tüm canlı varlıklarda ki, bence bir taş bile canlı varlıktır. Çekim kuvvetine inanmak gerekiyor. Taşların da gücüne inanıyorum. Taş bir kolyem bile var.

 

- Kendinizde en çok sevdiğiniz şey nedir?

- Çok detaycıyımdır. Ama çoğu zaman yorucu olabiliyor. Zor beğenirim. Ivır zıvır şeyler için tereddütlü görebilirsin beni ama hayati durumlarda çok ani kararlar verebiliyorum.

Yorumlar | 0
üye profil