Deliler kasabasında trüf avında

Deliler kasabasında trüf avında

İtalya’nın delileriyle meşhur ‘Gubbio’sunda ‘Tartufo Bianco’ (Beyaz Trüf) avındayız. Daha evvel çok kez geldiğim bu ortaçağ kasabasında bu kez yanımda 17 kişi var. Kasaba İtalya’nın klasik turist rotasından çok farklı... 17 senedir İtalya’da rehberlik yapan, çok başarılı ve bilgili bir rehber olan Ercan bile daha önce hiç gelmemiş. Gerekli hazırlıkları yaptık ve trüf avına başladık. Hastasıyım...

Burası tamamen taştan imal edilmiş bir kasaba. Birkaç telefon kablosunu kaldırsan 16. yüzyıla ait bir film seti olabilir. Hiçbir duvarda tabela ve reklam yok. Meşhur ‘Palazzo dei Consoli’ binası kulesine çıktım. Kuşbakışı hayran hayran kasabayı izlerken aksanlarından anladığım kadarıyla kuzey İtalyan turist bir aileye rastladım. Beş-altı yaşındaki kızları elindeki cep telefonuyla oyun oynuyordu.

Annesi, “Gaurda guarda che bella” (Bak bak ne kadar güzel) diye başladı nasihat konuşmasına. Küçük kızını nasıl etkilediğine şahit oldum. “Şimdi iyi bak, gel beraber inceleyelim. Bir daha bu kadar güzel bir kasaba göremezsin belki. Burada insanlar, bu evlerde senin yaşının 100 mislinden daha fazla bir zamandır yaşıyor. Pencerelerde rengârenk çiçekler var. Bak, kediler sokaklarında rahatça oynuyor, onları ezebilecek otomobiller bu kasabaya giremez. Çocuklar minik taş okullarına yürüyerek gidiyor, sokaklarında oyun oynuyor, kırlarda çiçek topluyor.”

Taş sütunlar üzerindeki meydanDik ve kayalık bir yamaç üzerine kurulmuş, kurulduğu yamacın taşlarından imal edilmiş önemli bir ortaçağ kasabası... Sokakları merdivenli... Tüm İtalyan kasabalarında mevcut olan ana meydan (Piazza Grande) için düz bir alan bulunamayınca dünyanın en geniş taş sütunlar üzerine oturtulmuş ana meydanı inşa edilmiş. Meydana hâkim Palazzo dei Consoli 1340’larda inşa edilmiş bir Konsüller Sarayı. İçindeki müzede İtalyan tarihinin en önemli taş belgelerini görmelisiniz. ‘Eugibine Taş Tabletleri’ yedi adet ve MÖ 3. yüzyıla ait dini merasimleri ve kurbanları anlatıyor. Artık mevcut olmayan bu yazı ve lisan daha yeni yeni çözülmüş...

Sardı dört yanımı trüf avı heyecanıErtesi sabah 40 yıllık yakın dostum, kardeşim Piero’nun arazisine gidiyor ve sabaha Piero’nun hocalığında bir Uzakdoğu disiplini olan ‘Chi Gong’ ile başlıyoruz güne. Sabah egzersizi sonrası öğleden sonraya kadar sürecek bir trüf avına çıkacağız. Kokuyu alan köpekler kadar heyecanlıyım. Öğleden sonra bulacağımız trüf ile makarna pişireceğiz.

Bu trüf pişmiyor, haşlanmış zeytinyağlı makarna üstüne rendeleniyor, daha doğrusu traşlanıyor. O kadar keskin kokusu var ki makarnaya peynir vesaire bile eklemiyorsunuz.

Bir avcı, elinde bir metre boyunda, ucu metal ve sivri sopasını omzuna asmış, köpeğiyle geliyor. Diana 13 yaşında ama önümüzde toprağı koklayarak ilerliyor ve arada bir çalıların arasında kayboluyor. Sahibi peşinde... Roller değişmiş şimdi sahibi köpeği, köpek gibi takip ediyor. Birdenbire bir noktada dönmeye ve ön ayaklarıyla inanılmaz bir hırsla toprağı kazmaya başlıyor, yanına yetişiyoruz. Sahibi teşvik edici ufak çığlıklar şeklinde zor anlaşılan komutlar veriyor. Bazen bir ufak bilye büyüklüğünde mantar buluyoruz. Avcı Giuseppe çocukluğundan beri trüf avlıyor. Babasıyla başlamış bu deli meraka. Babası da dedesiyle... Bilemediği kadar eski bir zamana dayanıyor bu trüf avı geleneği.

Hemen bulamıyoruz, hatta en değerlisi olan beyaz trüf neredeyse hiç bulamıyoruz, bugün işler kesat. Az miktarda birkaç parça siyah trüf... Hepsi o. Giuseppe’ye göre nedeni dolunay olmayan günlere rastlamamız.

Gurbette Nazım lazımSevgili dostlar, işte tam burada aklıma gelmişken yazmam lazım. Kızım Ayşe, New York’ta Fransız Lisesi ilkokul bölümünde okuyor, sekiz yaşında ve biraz değişik bir kız. Bir gün eve gelince heyecanla, “Bugün derste bir şiir okuduk, şair galiba Türk baba!” dedi. Şiiri Fransızca coşkuyla okumuştu ki hiç unutamam.Dünyayı verelim çocuklaraDünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüneallı pullu bir balon gibi verelim oynasınlaroynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasındadünyayı çocuklara verelim kocaman bir elma gibi verelimsıcacık bir ekmek somunu gibihiç değilse bir günlüğüne doysunlarbir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığıçocuklar dünyayı alacak elimizdenölümsüz ağaçlar dikeceklerNâzım Hikmet

Diana, deli gibi ön ayaklarıyla toprağı eşelemeye başladı. Hemen koştuk yetiştik. Çok heyecanlı arka bacakları titreme krizinde, çılgın gibi ıslak balçıklı toprağı eşeliyor. 13 yaşında imiş, nefes nefese kalıyor. Hayvana acıyan bakışlarımı kilitledim. Trüf mantarı bulmayı geçtim, çok yaşlı bu av köpeğine takıldı aklım.

Delileri dillere destanGubbio’nun delileri meşhur. Bu çeşme etrafında üç kez turlayıp sonra kendinizi birkaç damla suyla ıslatırsanız Gubbio’nun Delisi oluveriyormuşsunuz. Ben delisi olmasam da, hastasıyım kesin…

Giuseppe, bana “Siz lütfen köpeğin yanına çok yaklaşmayın” dedi. Bende “Yo… Hayvan çok uysal, ayrıca ben köpekten korkmam ki, bilakis çok severim” falan gevelerken... “Hayır… Parfüm kullanmışsınız, köpek kokuları karıştırıyor” demez mi!

 

 

Görüntülenme : 0 Yayınlanma Tarihi: 14/11/2016 09:28:30

Haber Yorumları (0)

500

    Acunn.com'u Facebook'ta takip et.

    Acunn.com'un eğlenceli dünyasını yakından takip etmek için Facebook sayfamızı beğenin