Bizim dizi Çin’de ders olarak okutuluyor

Bizim dizi Çin’de ders olarak okutuluyor

1994-2004 yılları arasında dünyayı kasıp kavuran “Friends”in başrol oyuncusu David Schwimmer, Barbaros Tapan’ın sorularını yanıtladı. Oyuncu yeni projesi “Feed the Beast” dizisinde canlandırdığı karakteri anlattı...

“Friends” biteli tam 12 yıl oldu ama hâlâ Ross Geller olarak anılıyorsunuz. O konuda ne diyeceksiniz?- Evet, hiç de şikayetim yok. Aksine hoşuma bile gidiyor. Herkese nasip olmayacak uzun ve çok başarılı bir projede yer aldım. “Friends” televizyon tarihinin gelmiş geçmiş en iyi sit-com’larından biri. Kariyerimin en güzel yıllarıydı, tabii Brad Pitt’le karşılaştırılmak dışında (gülüyor). Biteli 12 yıl oldu ama hâlâ televizyonda denk geldiğimde izlemeden duramıyorum. * “Friends”den sonra hayatınız tamamen değişti, öyle değil mi?- Hem de nasıl. “Friends”den önce de birçok televizyon dizisinde oynadım ama Friends öyle büyük bir başarı yakaladı ki, tüm ekibi çok farklı noktalara getirdi. Düşünün Çin’deki İngilizce ders kitaplarında, bizim bölümlerdeki repliklerimiz okutuluyor hâlâ. İnanılmaz gurur verici bir şey.David Schwimmer, şimdi “Feed the Beast” adlı dizide rol alıyor.YAKIN ARKADAŞIMLA ORTAK İŞ YAPMAM* Biraz da yeni projenizden söz edelim. “Feed the Beast” 5 Haziran’da AMC’de başladı. Orada canlandırdığınız karakteri anlatır mısınız?- Oynadığım karakterin adı Tommy... Annesi doğumdan sonra evi terk etmiş, babasıyla hiçbir zaman iyi bir ilişkisi olamamış. Hayattaki en değerli varlığını, karısını bir kazada kaybetmiş. Oğlu da annesinin ölümünden sonra kendisiyle görüşmeyi reddetmiş. Öyle bahtsız bir adam.* Hikaye nasıl peki?- Dizi, New York’un o şık ve kaliteli restoranlarının zorluklarını, bilinmeyen yönlerini gözler önüne seriyor. Tommy, şaraptan çok iyi anlayan bir sommelier, çocukluk arkadaşı ise hapisten yeni çıkmış çok yetenekli bir şef. İkisinin de hayali New York’ta lüks bir restoran açmak. Ama o kadar da kolay değil; finansal problemler, kişisel sorunlar, New York’un restoran mafyasıyla mücadele... Yani zorluk adına ne ararsan var.* Gerçek hayatta, çocukluk arkadaşınızla ortak işe girmeyi düşünür müsünüz?- Güzel soru... Çünkü çok yakın bir dostum, Chicago’da çok başarılı bir restoranın sahibi. Bana da harika tekliflerle geldi. Ortak olmamızı istiyordu, kabul etmedim. Arkadaşlık ile iş ilişkisi her zaman ayrı kalmalı bence.TÜRK MUTFAĞININ DÜNYANIN EN ZENGİN MUTFAKLARINDANBİRİ OLDUĞUNU BİLİYORUM* Artık neredeyse her kanalda yemek şovu var. Siz de “dizisi neden olmasın” mı dediniz?- Evet, yemek şovları madem bu kadar tutuyor, neden senaryosu iyi yazılmış bir restoran dizisi olmasın? Dizinin gerçeğe yakın olması için elimizden geleni yaptık. Kameraya yansıyan set mutfağının yanında gerçek mutfak da vardı ve gerçekten her gün yemek pişiriyorduk. Senaryo da çok güzel; babalık, aile, arkadaşlık, yemek, polis, mafya, iki arkadaşın yeni bir işe başlarken yaşadığı zorluklar, her şey var. Bunca dramın arasından komedi bile var.* Bu kadar yemekten konuşunca aklıma takıldı, sizin evde yemekleri kim pişiriyor?- Eşim ve ben tabii, aşçımız yok. Bir Amerikan klasiği olarak barbekü favorim. Kızım geçen hafta 5 yaşına bastı, doğum günü pastasını da ben yaptım. Gayet de başarılı oldu. Çocuklarım dondurma çok seviyor diye bu aralar ev yapımı dondurma üzerinde çalışıyorum.* Farklı mutfaklara ilginiz var mı?- Olmaz mı... Lezzetli olan her yemeği seviyorum. Mesela siz Türklerin mutfağının dünyanın en zengin ve lezzetli mutfaklarından biri olduğunu çok iyi biliyorum (gülüyor).

 

Los Angeles’ta, oyuncu olmak isteyen herkesin yolu garsonluktan geçer
* Anne ve babanız avukat, çok iyi okullara gittiniz ve sonunda oyuncu olmaya karar verdiniz. Buna ne tepki verdiler?- Tabii onlar benim de avukat, doktor ya da mühendis olmamı arzuluyorlardı. Maddi olarak sıkıntısı olmayan çok başarılı bir anne-babanın çocuğuydum. Üniversiteyi bitirdikten sonra onlara daha fazla yük olmak istemedim, garson olarak çalışmaya başladım. Çünkü oyuncu olmaya karar vermiştim. Gündüzleri deneme çekimlerine gidildiğinden, oyuncu olmak isteyen herkesin yolu Los Angeles’ta garsonluktan geçer. Beverly Hills’de ünlü bir restoranda çalışmaya başladım. Ailem çalıştığım restorana gelip bolca bahşiş bırakırdı, akıllarınca bana maddi yardımda bulunmak istiyorlardı (gülüyor). O yıllarda ilk önce “The Wonder Years” diye bir televizyon şovunda rol kapmıştım. Yine bir gece masada sipariş alırken barmen arkadaşım “David, televizyondasın” diye bağırdı. Biliyorsunuz, barda televizyonlar vardır. O sırada bense müşteriye “Salatanıza sirke ister misiniz?” diye soruyordum. Şimdi bu hatıralar bana çok anlamlı ve özel geliyor. 7 yıl boyunca aynı restoranda çalıştım. Çok fazla garsonluk anım vardır, hepsi hâlâ yüzümde gülümseme bırakır.

 

 

 

Görüntülenme : 0 Yayınlanma Tarihi: 26/06/2016 10:50:46

Haber Yorumları (0)

500

    Acunn.com'u Facebook'ta takip et.

    Acunn.com'un eğlenceli dünyasını yakından takip etmek için Facebook sayfamızı beğenin