Adriyatik’te bir gemiyle kıyı kıyı Dalmaçya

Adriyatik’te bir gemiyle kıyı kıyı Dalmaçya

Su üstünde yapılan yolculukları çok severim. Sakin, manzaralı, lezzetli, bol keşifli yolculuklardır bunlar. İki günde bir bavul toplama telaşı yoktur. Gemi gündüzleri limana bağlanır, akşamüstü ise tekrar yola koyulur. Bu süre içinde ister karaya çıkıp etrafı gezer, ister gemide oturup kitabınızı okursunuz. Akşamları ister eğlencelere katılır, ister kadehinizi elinize alıp yakamozlara bakıp hayaller kurabilirsiniz. Bu kadar çeşitli olanaklar sunar gemi yolculukları. Bence en iyi balayı da bu tür gemilerle yapılır. Son olarak da, küçük ama lüks bir gemiyle, Dalmaçya kıyılarını liman liman dolaştım. Çok keyifli olduğu kadar çok da lezzetli bir yolculuk oldu. Hem gözlerim hem de damağım bu yolculuktan nasibini aldı.

Yolculuk Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinden başladı. Bindiğim geminin adı ‘La Belle de l’Adriatique’ti. Yani ‘Adriyatik Güzeli’. Bembeyaz rengiyle lacivert suların üstüne pek yakışıyordu. Dubrovnik, dağla deniz arasına sıkışmış küçük bir şehir... Onun için dağ yamaçlarından giden yollar, ancak iki arabanın geçebileceği genişlikte. Aşağılardaki dantel gibi sahiller, masmavi Adriyatik... Davetiyedeki ilk görüntüler bile, bu yolculuğun görselliğinin ne kadar zengin olacağı konusunda yeterli ipuçları veriyordu. Size önerim, bu yolculuk da tüm kenti keşfetme telaşına düşmeyin. Çünkü kentlerin yeni eklentilerinde görülecek pek bir şey yoktur. Balkonlarında çamaşırların uçuştuğu evler, işyerleri, büyüklü küçüklü dükkânlar... Anlayacağınız can sıkıcı görüntülerdir bunlar. Bütün heyecan, surların arkasına gizlenmiş eski şehirlerdedir.

Dalmaçya’nın en güzeliDubrovnik’in eski şehri de Dalmaçya sahillerinin en güzellerinden biriydi. Kalın ve yüksek duvarlarla çevrili bu kent, ortaçağdan kalma en güzel kentlerden sayılıyordu. Kent dediysem, işgal ettiği alan iki futbol sahası kadardı. Dubrovnik’i çevreleyen surların tam 10 tane kapısı vardı. Ama en görkemlisi ‘Pile’ kapısıydı. Herkes bu kapıdan girmek istediği için omuz omuza bir mücadele vermek gerekiyordu

Eski Şehir, gerçekten de insanı sarıp sarmalayacak kadar güzeldi. Daracık sokakları, küçük meydanları, küçük sarayları, hala yaşam sürülen taş evleri ile Ortaçağa götüren bir zaman tünelini andırıyordu. Sanki köşeyi döndüğünüzde kendinizi 15.yüzyılda, mallarını pazarlamaya çalışan tüccarların arasında bulacaktınız. Veya susamış denizcilerin kaba kahkahaları kulaklarınızda çınlayacaktı.

Eğer limanda büyük yolcu gemileri varsa yandınız demektir. Çünkü tüm kalabalıklar aynı anda bu küçük alanlara doluşuyor, insanların enselerini çekmekten iyi bir fotoğrafa ulaşamıyordunuz. Ben daracık ara sokakları dolaştıktan sonra meydana bakan bir kahvede, koşuşturup duran, selfi çeken, poz veren kalabalıkları seyrettim. Böylesi daha eğlenceli oldu

Odysseus’un âşık olduğu ada: MljetAdriyatik Denizi adalarla süslenmiş. Öğrendiğime göre irili ufaklı tam 1200 ada varmış. Dalmaçya cinsi köpeklerin üstündeki siyah lekelerin bu adaları simgelediği de yaygın bir inanış. Hırvatistan turist çekebilmek için elindeki tüm silahları kullanıyordu. Parklar, göller, şelaleler, cennet koylar, tarih, lezzetli mutfak… Bunda da çok başarılı oluyorlardı.

Dubrovnik’ten sonra gemi, Adriyatik adalarının en güzeline, Mljet’e yanaştı. Baştan aşağıya ormanlarla kaplı ada, beyaz ve kırmızı şarapları, lezzetli keçi peyniri ile ünlüydü. Küçük kahve ve lokantalarda yapılan tadımlarla damağınızı ödüllendirebiliyordunuz. Bu adanın hikâyesinde başrol oyuncularından biri de Odysseus’tu. Truva savaşından sonra evine dönmek için maceralı bir yolculuğa çıkan Odysseus, bu adaya âşık olmuş ve tam yedi yıl kalmıştı. O sırada, geride bıraktığı karısının başına gelenleri bir bilse, sanırım burada bir saniye bile durmaz, adasına doğru yelkenleri şişirirdi.

Marco Polo’nun adası KorçulaAdayı ister yürüyerek ister kiralık bisiklet ve motosikletlerle dolaşabilirsiniz. Ben bisiklete binmeyi bilmediğim için ayaklarıma yüklendim. Geminin bir sonraki uğrak yeri Korçula Adası oldu. Burada da UNESCO’nun kanatları altına sığınmış küçük bir şehir vardı. Yine daracık sokaklar, minik saraylar, meydanlar, üç beş masalı lokantalar, kahveler… Zamanın durduğu bir başka kentti burası. Bu adanın ünlü siması ise Marko Polo’ydu. Ünlü gezgin bu adada doğmuş, büyümüş ve babası ve amcasıyla birlikte çıktığı dünya yolculuğuna buradan başlamıştı. Evinin önündeki bir merdiven basamağına oturup, bitmez tükenmez yolculuğun kahramanını düşlemeye çalıştım.Gemi Sibenik’e doğru yol alırken, ben de güvertedeki koltuğa gömülüp manzaranın tadını çıkardım. Görüntüde kıvrım kıvrım uzanan yemyeşil kıyılar akıp gidiyordu. Arada bir yamaçlarda görünen kırmızı kiremitli evlerden oluşan küçük köyler kıskandırıyordu beni. Adriyatik’te güneş batımı da çok renkli oluyordu. Güneş o saatlerde paletinde hangi renk varsa tümünü gökyüzüne sürüyordu sanki. İşte o an tüm yolcular ellerindeki kadehleri güneşe doğru kaldırıp, onu yolcu ediyorlardı. Günün en güzel anıydı bu rengârenk an.

Ortaçağ’ın paylaşılamayanı SibenikGemi bütün gece yol alıp, sabah erkenden Sibenik limanına bağlandı. Diğerleri gibi UNESCO’nun koruması altında olan kentin tarihi epey eskilere dayanıyordu. Ortaçağ’da paylaşılamayan bir kent olmuştu. Kâh Venediklilerin, kâh Macarların kâh Bizanslıların eline geçmişti. Gerçekten de paylaşılamayacak kadar güzel bir şehirdi.Kentin dört bir yanı lokantalarla çevrilmişti. Öğle yemeği vaktiydi ve her yer doluydu. Lezzetli yemeklere gitar sesleri ve kahkahalarla kesilen şarkılar eşlik ediyordu. Masalardaki boş şarap şişelerine bakılırsa, neşenin kaynağı üzüm suyundan geliyordu. Küçük ortaçağ kentinde değişen bir şey yoktu anlayacağınız. Bir zamanlar gemicilerin oturduğu masalarda, onların torunları veya dünyanın dört bir yanından gelmiş gezginler oturuyor, aynı coşkuyla şaraplarını yudumluyorlardı.Sibenik dünyada sokakları elektrik lambalarıyla aydınlanan ilk kent unvanını da elinde bulunduruyordu. Jaruga Hidroelektrik Santrali’nden üretilen elektrik, 1985’te bu kentin sokaklarını ışıl ışıl aydınlatmış, gaz lambalarının pabucu ilk kez burada dama atılmıştı.

İnsanı yeşile boyayan parkBir sonraki durak Ulusal Park oldu. Burada doğa devreye girip, tarihi biraz dinlendirdi. Ulusal Park gerçektende insanı yeşile boyuyordu. Ormanların arasından menderesler yaparak akan Krka nehri, tepelerden aşağıya doğru yol alırken tam 17 şelale oluşturuyordu. Tarihin eski taşlarından sonra doğanın serin yeşili insanı ferahlatıyordu. “Gemide iyi kitap okunur” sözüne pek inanmayın. Ben 20 gün süren İstanbul-Somali yolculuğum sırasında bile ince bir kitabı ancak bitirebilmiştim. Deniz yolculuğunda insanın gözü dalıp gidiyor hep. Bazen kıyının güzellikleri bakışlarınızı esir alıyor, bazen pervanelerin köpükleri size ipnotize ediyor, bazen bulutlar bakışlarınızla oynaşıyor, akşam olunca yakamozlar bakışlarınızı sizden koparıyor. Ben elimde bir kadeh içkiyle maviliklere dalıp gitmeyi seviyordum. Düşüncesiz ve sessiz bakışlardı bunlar. Anlayacağınız boş bakışlardı.

Mücevher gibi şehirErtesi gün yanaştığımız Trogir Adası için geminin kaptanı “Mücevher gibi şehir” demişti. Burası da Dalmaçya’nın diğer küçük eski şehirleri gibi konuklarını 300 yıl öncesine taşıyordu. Labirenti andıran sokakları, çıkmakta zorlandığım kireç taşından yapılmış merdivenleri, tonozlu geçitleri ile bir başka zaman tüneliydi. Roma ve Rönesans dönemi mimarilerini yansıtan Trogir gerçekten de bir mücevherdi.Bir sonraki durak olan Hvar Adası da Hırvatların gözbebeklerinden biriydi. Palmiye ve zeytin ormanları, üzüm bağları, meyve ağaçlarıyla kendini cennete benzetmeye çalışmıştı. Hele lavanta mevsiminde mora boyanan tarlalar, hem görüntüleri hem de kokusuyla insanı mest ediyorlardı. Yaz aylarında bu adanın sahillerinde Avrupa’nın en pahalı yatları demir atıyordu.

Yolculuk başladığı Dubrovnik’te sona erdi. Keyifli ve çok lezzetli bir yolculuktu. Bol tarih, bol lezzet, bol manzara, cennet kıyılar, iyi insanlar... Tekmili birden Dalmaçya’daydı.

**Bu yolculuğa, Cruisera ve Croisieurope şirketleri sponsor olmuştur.

Karmaşanın içindeki huzur: Dalmaçya adaları

HABERE OY VER:
Görüntülenme : 0 Yayınlanma Tarihi: 02/10/2016 12:07:14

Haber Yorumları (0)

500

    Acunn.com'u Facebook'ta takip et.

    Acunn.com'un eğlenceli dünyasını yakından takip etmek için Facebook sayfamızı beğenin

    ×
    Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.

    Acunn.com Bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.