Öyle bir hormon ki sarılmaktan empati kurmaya kadar her şeyi etkiliyor...

Öyle bir hormon ki sarılmaktan empati kurmaya kadar her şeyi etkiliyor...
Yayınlanma Tarihi: 12.03.2019 12:18 | Değiştirme Tarihi: 12.03.2019 12:32

Aşk ve sosyal hayatınız, cinsel yaşamınız ve hatta bebeğiniz ile kuracağınız bağı bile etkileyen Oksitosin hormonunu tanıyor musunuz? Ruh halinizle doğrudan ilişkisi olabilen ve sarılma hormonu olarak da anılan Oksitosin hakkında her şey bu yazıda...


Genellikle aşk hormonu olarak bilinen oksitosin bağlanma, yakınlık, sevgi ve aşk duygularıyla ilişkilendirilir. Annelerin bebeklerini emzirmeleri ya da seks sonrası gibi sevgi dolu anlarda salgılanan bu hormonu sadece sarılma ve aşk gibi duygularla ilişkilendirmek yeterli değil. Gelin bu çok önemli ve bir o kadar komplike olan hormonu yakından tanıyalım... 

Oksitosin nedir?

Bilimsel olarak oksitosin, beynin hipotalamus bölgesinde üretilen ve hipofiz bezinin salgıladığı bir hormon olarak tanımlanabilir. Oksitosin hem kadınlarda hem de erkeklerde artan cinsel uyarılma ile ilişkilendirilse de etkisinin sadece bununla sınırlı olduğunu söylemek mümkün değil.

Örneğin Oksitosin hormonu hafıza üzerinde önemli bir rol oynuyor. Yüz tanıma konusunda olmasa da kelimeleri hatırlamada bu hormon olumsuz bir etki gösterebiliyor. Hem kadınlarda hem de erkeklerde Oksitosin hormonu yükselmesi unutkanlığa sebep olabiliyor.

Yani aşk hayatınızda hissettiğiniz yoğun duyguların kelimeleri kifayetsiz bıraktığı olduysa, bunun sebebi muhtemelen yükselen Oksitosin hormonunuzdur. 

Oksitosinin önemli yönlerinden biri kaygı düzeyini azaltması. Sakinleştirici etkisini ön plana çıkaran bu yönü sayesinde oksitosin cinsiyet farkı gözetmeksizin stres ve endişe durumunun azalmasını sağlıyor.

Üstelik stres, anksiyete ve kaygı durumunu olumlu etkilemesi oksitosinin zihinsel sağlık üzerindeki tek olumlu etkisi de değil. Oksitosin aynı zamanda depresyon ihtimalini de azaltıyor. Bunun nedeni düşük oksitosin seviyesine sahip insanların sosyal hayatındaki etkileşimlerinin de düşük olması. Yani oksitosin hormonu sosyal yeteneklerin gelişmesinde de doğru korelasyona sahip. Düşük Oksitonin seviyesi ise insanları depresif duygular hissetmeye daha müsait hale getiriyor. 

En basit deyimiyle yüksek Oksitonin seviyesi sizi daha mutlu bir insan yapıyor. 

Madalyonun öbür yüzünde ise şu ilginç gerçek ortaya çıkıyor; Oksitosin hormonu, travma esnasında da açığa çıkıyor. Eski kötü anılardan kaynaklanan travmalar Oksitonin seviyesini yükseltebiliyor.  Yani genel olarak ne zaman kendinizi yoğun bir duygu halinde bulsanız ki bu ister tutkulu bir aşk ister saf stres olsun, bu hormon kendini gösterebiliyor. 

Oksitosine neden sarılma hormonu da denir?


Sarılma eylemi sırasında oksitosin salgılanıyor. Aşk hormonu olarak da adlandırılan oksitosin birkaç farklı fiziksel sevgi ile yakından ilişkili. Örneğin romantik ilişkilerin ilk evrelerinde insanlar ilişkisi olmayanlara kıyasla daha fazla oksitosin salgılıyor. Bir ilişkinin ilk aşamalarında insanların tensel teması daha fazla arzulamalarının temel sebebi de aslında bu.

Çiftler birbirine dokunduğunda oksitosin salgılanıyor ve beynin zevk merkezleri uyarılıyor. Buna romantik anlamda bağlanma sürecinin anahtarı da diyebiliriz. Oksitosin salgılanmasına neden olan bir diğer şey de cinsel aktivite. Dolayısıyla bu hormon cinsel uyarılma ve orgazm ile de direkt olarak ilişkili.

Bunun yanı sıra bir arkadaşa ya da sevilen bir aile üyesine sarılmak, bebek emzirmek gibi romantik olmayan fiziksel etkileşim biçimleri de oksitosin üretimini tetikleyebiliyor.


Oksitosin hamilelikte ve doğum sonrasında nasıl bir rol oynar? 

Yıllardır yapılan araştırmalar gösteriyor ki Oksitosin her ne kadar erkeklerde de salgılanıyor olsa da, kadınlardaki etkisi çok daha fazla. Yukarıda da belirttiğimiz gibi oksitosin cinsel uyarılmadan doğum ve emzirmeye kadar kadın üremesinin hemen her aşamasında önemli bir rol oynuyor. Bir annenin hamilelik sırasındaki oksitosin düzeyi gelecekte çocuğuyla kuracağı ilişkiyi bile etkileyebiliyor.

Gebeliğin ilk üç ayında oksitosin seviyeleri yüksek olan kadınların doğumdan sonra bebekleriyle daha güçlü bir bağ kurduğu görülüyor. Oksitosin aynı zamanda doğum sırasında uterusun kasılmalarından da sorumlu olan bir hormon. Doğum sırasında serviks vajina genişledikçe kadınlarda oksitosin seviyesi artmaya devam ediyor ve doğum boyunca kasılmaları kontrol ediyor.

Ayrıca oksitosin doğum sonrasında yaşanan kanamayı kontrol etmede ve önlemede de görev alıyor. Doğumdan sonra da önemli bir rol oynamaya devam eden oksitosin emzirme döneminde önemli miktarda salınıyor. Bebek sağlığını olumlu yönde etkilerken anne ve bebek arasındaki bağı da güçlendiriyor.

 

Erkekler de oksitosin üretiyor mu?

Evet, erkek bedeni de oksitosin üretiyor. Fakat üretilen oksitosin miktarı kadınlarda genellikle erkeklere kıyasla daha fazla oluyor. Özellikle bağlanma ve ilişkiler söz konusu olduğunda araştırmalar oksitosin hormonunun erkekleri tek eşliliğe daha fazla yönlendirdiğini ortaya koyuyor. Buna karşılık erkeklerde oksitosin yüksekliği yeni bilgilerin öğrenilme sürecini olumsuz etkileyebiliyor. Bu durumun yoğun sevgi, haz ve bağlılık durumlarında başka bir şeye odaklanamamayı açıkladığı iddia edilebilir. 
 

Daha fazla Oksitosin nasıl üretilir?

Oksitosin vücut tarafından doğal olarak üretilse de bu hormonu artırmanın yolları yok değil. Sevdiğiniz insanlara daha fazla sarılmak, sosyal ve cinsel aktivite ile fiziksel temasları artırmak bu yollar arasında yer alıyor. Çok ilginçtir ki, yapılan son araştırmalar dedikodu yapmanın da oksitosin seviyesini yükseltebileceğini ortaya koyuyor.
 

Yeterli Oksitosine sahip olunmadığında ne olur?

Düşük oksitosin düzeyleri hamile ya da yeni anne olmuş kadınlar için üzücü ve yıkıcı olabiliyor. Oksitosin eksikliği hamile kadınlarda doğum sonrası kanama problemlerine neden olabilirken emziren annelerde laktasyon (süt üretimi) sorunlarına yol açabiliyor. Doğal olarak oksitosin üretemeyen kişilerse anksite ve depresyon da dahil olmak üzere ruhsal rahatsızlıklara daha yatkın oluyor. Ayrıca düşük oksitosin seviyeleri sosyal etkileşimi zorlaştırabilecek empati eksikliğine de sebep olabiliyor.
 

Kaynak: Mind Body Green -  https://www.mindbodygreen.com/articles/oxytocin-love-hormone 

6 saatten kısa ve 10 saatten uzun uyuyanlar, dikkat!

Sağlıklı uykunun ileri yaşlarda hastalıklarla karşılaşmadan hayata devam etme açısından da kritik olduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksu, uykunun sağlıklı, yeterli ve iyi olmasının yaşlanmayla ortaya çıkan sağlık sorunlarının oluşumunu engellediğine dikkat çekiyor.

Bahar yorgunluğu ile baş etme yöntemleri

Kış aylarında yavaşlayan metabolizma, mevsim değişikliği ve havaların ısınması ile kimi zaman adaptasyon sorunu görülebilir. Bu da bireylerde uykusuzluk, stres, yorgunluk gibi sorunlara neden olur. Bu durum hem özel yaşantımızı hem de iş hayatımızı olumsuz yönde etkileyebilir.

Şifa ve gençlik iksiri: Kemik suyu

Dermatoloji Uzmanı Dr. Mehtap Kıdır, kırışıklık ve selülit için haftada iki kez kemik suyu içilmesini önerdi. Dr. Kıdır, kemik suyu içerek yaşlanmanın etkilerinin azaltılabileceğini söyledi.

Baş ağrılarını ciddiye alın!

Kişinin yaşam biçiminden insan ilişkilerine, beslenmesinden uyku düzenine kadar tüm faktörler beyin sağlığı için belirleyici olabiliyor. Periyodik sağlık kontrollerinin düzenli bir şekilde yapılmasının önemli olduğunu belirten uzmanlar, özellikle baş ağrısının dikkate alınması gerektiğini söylüyor.