'Jönlük Sabun Köpüğü Gibi'

"Jönlük Sabun Köpüğü Gibi"

‘Selvi Boylum Al Yazmalım’dan ‘Düğün’e Yeşilçam’ın özel aktörlerinden Ahmet Mekin.

22.04.2013 11:50

‘Selvi Boylum Al Yazmalım’dan ‘Düğün’e Yeşilçam’ın özel aktörlerinden Ahmet Mekin. Ekrandan taze kalkan ‘Kayıp Şehir’deki kalender ‘İsmail Dede’yle içimizi ferahlattı. Ama merak etmeyin, Mekin’i yakında Bülent İnal’ın başrolünde olduğu ‘Tatar Ramazan’da göreceğiz.‘Kayıp Şehir’de dedeyi oynuyordunuz, şimdi baba. Ama biz biliyoruz ki, siz jön olarak başladınız sinemaya.‘75’lere kadar jön oynadım. Bu beni çok sıktı. Daha değişik, daha karakteri, çizgisi sağlam roller oynamak istedim. Bu, benim kendi tercihimdi ve çok memnumum tercihimden.Şöhretten mi kaçıyorsunuz?Önde olmak, şöhret olmak, basına demeç vermek, pek hoşuma giden şeyler değil. Bir de daima yaptığım işin iyi olmasını ve o işle anılmak istedim.Çekingen misiniz peki?Bizim kuşakta bazı şeyler vardı, boş şöhret olmayı sevmiyoruz. Jönlük, sabun köpüğü gibi... Bu heyecan vermiyor. Tabii ki ben de utangacım biraz.O yüzden mi İstanbul’dan kaçıp Erdek’e yerleştiniz?Mümkün olduğunda kendimi kapatmayı seviyorum, kendi yaşamımı kurmak, kendi sevdiğim insanlarla olmak benim daha çok hoşuma gidiyor.“Bir kere yaparım” dedi ve...“İstanbul’dan kendimi azınlıkta hissettiğim için gittim” diyorsunuz.  Neden azınlıkta hissettiniz?Çünkü biz eski İstanbulluyuz,300 senelik Bakırköylüyüz. Hızlı göçün getirdiği bir yalnızlık oldu. Etrafınıza bakıyorsunuz, sizin gibi, eski İstanbullu, pek göremez oluyorsunuz ve yaşam olarak kayboluyorsunuz. İstanbullu olmanın getirdiği bir örf, adet, yaşam tarzı vardır, onlar kaybolmaya başladığı zaman, rahatsızlık hissediyorsunuz, onun için kaçış.Bakırköylülük önemli belli. Başka bir Bakırköylü Kenan Pars vasıtasıyla girmişsiniz sinemaya.Bakırköy’ün sanatçısı, sporcusu, yazarı-çizeri boldur. Kenan Pars’la yönetmen Sırrı Gültekin, ısrar ediyorlar, sinema yapayım diye. Ama ben istemiyordum çünkü biz arkadaşlarla dalga geçiyoruz, eleştiriyoruz yerli filmleri. Kenan’ın bir dükkanı vardı, oraya gittim, oturuyoruz. Bana bir mektup verdi, yönetmen diyor ki, “Senin orada   gördüğümüz çocuğun tipi çok müsait, lütfen onu ikna et ve 500 lira da avans veriyoruz.” Müthiş para. Baktım cepte para yok, 500 lira orada duruyor,   “Bir kere yaparım, sonra da yapmam” dedim. O filmle başladım. ‘Mahşere  Kadar’la yani.Neden rol aldığınız filmleri izlemiyorsunuz?Hoşlanmıyorum kendimi görmekten. Bir de kendimi çok eleştiririm ben. Tamam yaptım, çektim ve bitti. Ayrıca kötü eleştiri almıyorsam, olmuş demektir. Dönüşü de yok, düşünsenize seyrediyorsunuz ve kendinizi beğenmiyorsunuz ama dönüşü yok!81 yaşında hâlâ çalışıyorAma ‘Düğün’ü, ‘Selvi Boylum  Al Yazmalım’ı, ‘Kuyucaklı Yusuf’u  seyredip de eleştirmek mümkün mü?Tabii çok iyi oynadığım filmler var, onu biliyorum ama sadece biliyorum. Ama çok ticari filmler de yapıldı,   benim diyelim 180 tane filmim var, bunların 150’si ticaridir. Çünkü o   piyasa, başka şekilde yürümüyor.   Sinema, sanat+ticarettir, hatta ticaret daha önde. Yatırdığınız parayı almanız lazım ki, yeni film yapabilesiniz.Yapımcıların alanı mıydı yani Yeşilçam?Diyelim ki Kemal, Erman, Arzu Film vardı, bunlar senede beş film yapacaklarsa, ikisini sanata dönük yaparlardı, üçü ticari olurdu. Bu ticari filmler de eğer iş yapmıyorsa, diğer iki filmi kurtarırdı. Lütfi Akad’ın Orhan Gencebay’la ya da Cüneyt Arkın’la yaptığı avantür filmler de var mesala. Mecburen. Metin Erksan’ın ‘Sevmek Zamanı’nı çok eleştirdiler, “Çok soyut bir film” dediler, o da umurumda değil, “Seyreden seyreder, etmeyen etmez” dedi. O film para kazanmadı ama Erksan, hemen arkasından başka bir film yaptı ve para kazandı. Ayrıca bir iddiam var: Türk sinemasını başlatan iki kişi vardır; Lütfi Akad ve Metin Erksan. Peşinden Atıf Yılmaz ve Halit Refiğ geldi. Onlar da ticari film yaptı, mecburdular bu kurala göre oynamaya. Çünkü hep sanat filmi yapacağım deseniz, iş de bulamazsınız.Siz de öyle bir denge kurdunuz mu peki?Ben biraz seçici oldum, biraz da olmadım. Ben 81 yaşına girdim, hâlâ çalışıyorum. Niçin? Ekonomik olarak. Yoksa çok büyük keyif aldığım için değil.“YEŞiLÇAM, TÜRKiYE’YE ÇOK ŞEY VERDi”Yeşilçam’la ilgili eleştirilere en çok emek verenlerden biri olarak ne diyorsunuz?İstemeyerek girdim, zorla ama işin içine girdikten sonra katiyen eleştirmiyorum, müthiş saygı duyuyorum. İkincisi, Türk sineması çok hafif değil, Türkiye’ye çok şey verdi. İyi Türkçe konuşmayı verdi, sosyal yaşamı verdi. Milli  Eğitim Bakanlığı’ndan daha fazla iş yapmıştır sinema. O yüzden  eleştirmesinler.Yeni kuşağı nasıl buluyorsunuz?Son derece saygılılar bana karşı. Seviyorlar da. Şaşırdığım şey, sette herkesin cep telefonlarıyla oynaması. Biz sette prova yapardık, iş bitince de oturup sohbet ederdiniz. Burada provalarda bile herkesin elinde cep telefonu, napıyorlar, nasıl ediyorlar, bu kadar mı meraklılar dünyaya, ben şaşırıyorum ama gençlerden memnunum, hepsi de iyiler.Kaynak: Milliyet / Nazan Özcan

Yorumlar | 0
üye profil