Canlı
TV8'de şu an

Bu yarışmacının performansını beğendiniz mi?
PKK 'Seni Kaçırırız' Dedi 'Beyaz Atla Gelin' Dedim!

PKK 'Seni Kaçırırız' Dedi 'Beyaz Atla Gelin' Dedim!

Fatma Girik’e “Çocukluğunuzun geçtiği Sultanahmet’e gidelim mi?” dedim, kırmadı beni. Bir medresede büyümüş Girik. Bugün Sultanahmet Camii’yle Topkapı Sarayı arasında bulunan Yeşil Ev’in hemen yanındaki Cedid Mehmed Efendi Medresesi’nde...

05.05.2013 09:45

Fatma Girik’e “Çocukluğunuzun geçtiği Sultanahmet’e gidelim mi?” dedim, kırmadı beni. Bir medresede büyümüş Girik. Bugün Sultanahmet Camii’yle Topkapı Sarayı arasında bulunan Yeşil Ev’in hemen yanındaki Cedid Mehmed Efendi Medresesi’nde... Bu medresenin bahçesinde bir de yatır var. O yatırın komik hikâyesini de dinledim Girik’ten...   YATIR DEĞİL BU KOMŞU TEYZENİN NUMARASI   Bu gördüğün mezar var ya, yatır muamelesi gördü yıllarca. Oysa ne bir yatır burası ne de bu mezarda yatan biri var. Mezar falan değil, komşu teyzenin bulduğu bir uyanıklık. Bu yatırın hemen arkasındaki odada kalan teyze, diğer komşuların kirli sularını buraya dökmesinden çok rahatsızdı. “Pis suyunuzu kapımın önüne dökmeyin” diye bağrışıp dururdu. Sonunda bir akşam gençlere ‘Şu mezardan birkaç taş toplayıp gelin’ dedi. Vallahi bugün gibi hatırlıyorum, gençlerin peşine takıldık biz de gittik. Gençler bir iki taş topladı. Gece burayı kazıp koydular, etrafına da bir iki mum yerleştirdiler. Sabah millet kalkınca bir anda etrafta “Aaa burada yatır varmış” lafları dolaşmaya başladı. Bir daha da kimse oraya pis suyunu dökmedi. O günden bugüne bu yatır böyle geldi işte... İşin ilginci gençlerin mezardan bulup getirdikleri taş da, bir çocuk mezarına aitmiş. Eski dil bilen varsa gelsin okusun taşın üstündeki yazıyı, çocuğa ait olduğunu görecektir. Bunu ben de çok sonra öğrendim.   BU YEŞİL EV KARA EV'Dİ   Medresenin hemen yanında, bugün Yeşil Ev olan harika ev tam bir mezbelelikti. Korku filmlerinden çıkmış gibi, kara, kocaman bir hayalet ev gibiydi. Bizim için “kara ev”di orası. Anneannem yaramazlık yaptığımızda “Kara Ev’e gönderirim sizi” diye korkuturdu bizi. Biz de kadar korkardık ki o evden, yanına bile yaklaşamazdık. Rahmetli Çelik Gülersoy’un İstanbul’a kazandırdığı eşsiz eserlerden biri de budur işte. Bizim kara evimiz yok olup gitmediyse, bugün Yeşil Ev olarak bütün ihtişamıyla duruyorsa Çelik Gülersoy sayesindedir...   FATMA GİRİK'İN AT ARABASI ALTINDA KALDIĞI SOKAK   Ben bu sokakları karış karış bilirim. Bugünkü gibi turist ne gezer o zamanlar... Medresenin hemen yanında manav vardı. Dışarıya bakan tarafında ise marangozlar, bakkallar, küçük dükkanlar... Bu sokaktan şimdi turist otobüsleri geçiyor, o zamanlar at arabası geçerdi. Bir keresinde tam bu sokağın başında dört atın çektiği bir at arabasının altında kaldım. Beni çekip aldılar atların ayaklarının altından, şanslıymışım bir şey olmadı...   PKK "SENİ KAÇIRIRIZ" DEDİ, "BEYAZ ATLA GELİN AMA" DEDİM...   PKK tarafından tehdit edildim. Başkanlık döneminden sonraydı. Gelip beni tehdit ettiler. Bir arkadaşları yurt dışına mı çıkacakmış ne... Benden para istediler. Gerçekten direkt PKK bağlantılı mı değil mi bilmiyorum ama bana PKK olduklarını söylediler. “Parayı vermezsen kaçırırız seni” dediler. Ben de “Kaçırın ama lütfen beyaz atla gelin” dedim... Sonra terörle mücadeleden aradılar ve bana koruma verdiler. Bir dönem etrafımda korumalarla yaşadım. Nereye gidersem peşimdeler, iki seneye yakın öyle yaşadık. Tuvalete kalkıyorsun, hop iki kişi peşinden kalkıyor, çok sinir bozucu bir durumdu.   KIZIM ASKERİYEDE ÇALIŞIYOR   * Babam pazarda bir şeyler atıyordu, annem kendi halinde bir ev kadınıydı. Çocukluğumuz yoksulluk içinde geçti... * Annem 86 yaşında, beni doğurduğunda 15-16 yaşındaymış. * Anne olmadığım için hiç pişmanlık duymadım. Ayrıca benim kızım da var, yuvadan alıp büyüttüğüm, Ahu... Üniversiteyi bitirdi, şimdi Sarayburnu’nda askeriyede çalışıyor. Yarın onunla birlikte döneceğiz Bodrum’a...   YILMAZ GÜNEY İKİ KİTAP ALDI, SONRA ARKASINI DÖNÜP GİTTİ   Memduh’un bir filminde oynuyorum “Murada Ereceğiz” adında, Antalya’ya gittik. Atıf Yılmaz da “Alageyik”i çekiyor Antalya’da, orada da Yılmaz Güney oynuyor. Yaşı yaşıma denk ya, bana bakıyor falan... Neyse film bitti... Ben Sultanahmet’te anneannemin yanında medresede oturuyorum. Oradan çıkıp tramvaya biniyorum, Beyoğlu’na geleceğim. Film için ya da görüşme için... Tramvaya biniyorum, pat diye arka kapıdan Yılmaz Güney biniyor. Sadece selam veriyor, yanıma gelip konuşmak falan yok... Nereye gidiyorsam bir şekilde karşıma çıkıyor. Gene bir gün Cağaloğlu’ndan aşağı iniyorum yürüyerek.   * Yılmaz Güney nerede oturuyor peki o sırada?   - Bilmiyorum ki... Ama bir şekilde hep karşıma çıkıyor. Ben Cağaloğlu’ndan aşağı haldır haldır yürürken lap diye bir dükkandan önüme çıktı bu kez. “Merhaba” dedi, “Merhaba” dedim. “Sana kitap alayım mı” diye sordu. Ben de “Al” dedim. Girdik kitapçıya, Alphonse Daudet’in “Değirmenimden Mektuplar”ını, bir de Steinbeck’in “Fareler ve İnsanlar”ını aldı, hediye etti. Ve çekti giti. Cağaloğlu yokuşundan çıkarken şimdi o geldi aklıma...   * Belki de platonik aşıktı Yılmaz Güney sana...   - Belki de... Öyle olmasa niye iki de bir önüme çıksın ki...     AYRAN DA İÇERİM, RAKI DA... KİME NE   * İçecek ne söyleyeceğiz köftelerin yanına?   - Ayran tabii ki. Milli içkimiz olduğu için değil ama, köfte ayransız olmaz onun için...   * Ne diyorsun milli içki meselesine?   - Boşversene Allah aşkına... İçeceğin millisi, gayrımillisi olmaz. Benim ne içtiğimden kime ne ayrıca, rakı da içerim ayran da... Gel bunun şerefine kaldıralım ayranlarımızı...   * Sultanahmet Köftecisi çocukluğundan beri geldiğin yer mi?   - Herhalde... Ama Selim Usta’nınki gerçeği. Diğerleriyle karıştırma. Selim Usta, beş hafta önce vefat etti. Allah rahmet eylesin...   AKİL ADAMLARA, AĞRI DAĞI EFSANESİ   * Akil Adamlar arasında sinemacılar da var, seni çağırsalar gider miydin?   - Zaten beni çağırmazlar, çağırsalar da gitmezdim.   * Neden?   - İnanmıyorum da ondan. Bak sana bir hikaye anlatayım, Akil Adamlar da duysun. “Ağrı Dağı Efsanesi”ni çekiyoruz. Benim oynadığım Gülbahar, Çoban Ahmet’e sırılsıklam aşık. Çoban Ahmet’i zindandan kurtarmak için zindancıya yalvarıyor, “Ne istersen veririm, malımı mülkümü ne istersen, yeter ki Ahmet’imi bırak” diyor. Zindancı “Hiçbir şey istemem, saçından bir tutam ver yeter” diyor. Gülbahar da kesip veriyor. Ahmet’le birlikte dağlara kaçıyorlar. Tam mağarada sarılıp yatacaklar, araya kılıcını koyuyor Çoban Ahmet. “Ne oldu” diyor Gülbahar. “Beni serbest bırakması için zindancıya ne verdin” diyor Ahmet. “Hiçbir şey” diyor Gülbahar, “Sadece saçımdan bir tutam kesip verdim”... “Benim için yeter” deyip kalkıyor Ahmet... Buradaki kritik soru budur: “Ne verdin?” Bu meselede ben de aynı soruyu soruyorum.   * Hülya Koçyiğit’in Akil Adamlar arasında olmasına ne diyeceksin...   - Kendi bilir, ben olmazdım. Akil Adamlar ne yapıyor? 75 milyonu ikna etmeye çalışıyorlar. Yahu 75 milyonu ikna edeceğine git dağdaki 1500 silahlı adamı ikna et!   * Hâlâ sosyal demokrat olarak mı görüyorsun kendini?   - Evet bunu da gönül rahatlığıyla söylüyorum...   ASANSÖRÜ HAYATIMDA İLK DEFA HÜRRİYET BİNASINDA GÖRDÜM   Cağaloğlu İstanbul Kız Lisesi’nde okuyordum. Beni buraya yazdırdılar. Yanda da Hürriyet Gazetesi. Yeni taşınmış Cağaloğlu’ndaki binasına. Hayatımda ilk kez asansörü orada gördüm. Öğle tatillerinde kaçar, asansöre binerdik. Bir aşağı bir yukarı inip çıkardık asansörle... Cağaloğlu Kız Lisesi’nden sonra üniversiteye gitmedim. Filmlere başladım hemen, bu yüzden üniversite okumadım.   İŞTE FATMA GİRİK'İN YAŞADIĞI ODA   Bu medresede bütün çocukluğum geçti. Biz Kocamustafapaşa’da otururduk, anneannem ise burada. Çoğunlukla biz burada kalırdık. Dayılarım, anneannem, kız kardeşim ve ben. Bu odaya nasıl sığıyormuşuz aklım almıyor şimdi. Bugün küçük dükkana dönüşen bu odaların her birinde bir aile kalırdı. Beyaz Rusya’dan gelenlere o zamanlar devlet burayı vermiş yaşamaları için. ortak tuvalet yan taraftaydı ve üstü açık bir barakaydı. Kar üzerimize yağardı tuvalette. Her aile kapının önüne akşamları yatağını atardı. Gece olunca çocuk ağlaması, öksürükler, mırıl mırıl konuşmalar yankılanırdı avluda. Elektrik falan yok o zaman... Yavaş yavaş kısılır lambalar, sonra karanlığa ve sessizliğe gömülürdü burası. Herkes yoksuldu, çok yoksul bir çocukluk geçirdik burada.   1950'LİLERİN İSTANBUL'U BASKICI DEĞİLDİ   Ailemle hiç çatışmam olmadı. Baskıcı bir ortamda büyümedik. Kimse kimseye karışmazdı o zaman. Ben sigara içiyordum küçükken. 9 yaşında başladım, 14 yaşında bıraktım. Babaannem verirdi, karşılıklı içerdik. Babam bazen sigarasız kalırdı, annem çaktırmadan bizim paketten alıp verirdi. Sonra bir daha hiç sigara içmedim ama... Rahat bir aileydik. Bir keresinde ekmek almaya çıkmıştım dışarı. Kırıştırdığım bir çocuk var, onu gördüm sokakta, konuşmaya başladık. Epey bir zaman geçmiş herhalde. Çocuğun gözlerinde babamın siluetini gördüm, “Eyvah baban geliyor” dedi çocuk. Babam geldi, elimdeki ekmeği kaptığı gibi “Napıyosun sokaklarda, doğru eve” dedi... Ama hepsi bu, ne bir dayak ne bir şiddet... 1950’lerin İstanbul’unda komşular da baskıcı değildi.   AMAN BU FOTOĞRAFI MEMDUH GÖRMESİN   52 yıl oldu Memduh Ün’le birlikte... Aşk mı sevgi mi? Senin bir parçan oluyor. Annen, baban, gözün, kalbinin yarısı, her şeyin oluyor... Memduh da benim için öyle... 94 yaşına giriyor şimdi o, hep Bodrum’da yaşıyor. Beni öperken fotoğraflarımızı Memduh görmesin. Beni burada bırakıp neler yapıyorsun İstanbul’da diye kızacak!   GÜNDE 25 KURUŞ HARÇLIK   Öğlenleri yanımıza kumanya verilirdi yiyelim diye. Ben onu yiyorum, doymuyorum. Bir de bana 25 kuruş harçlık verirlerdi. Kumanyayla doymadığım için 25 kuruşu da yiyip, yol parasız kalıyordum. O sırada bir oğlan ayarladım kendime, Erkek Lisesi’nden. Otobüste beni koruyor falan, 25 kuruş çıkarıp ikimize bilet alıyor. Benim bir tane teyzem vardı, benden 5 yaş büyük. Geldi bir gün bana dedi ki, “Genç bir çocukla tanıştım”... Meğer ikimizin ayarladığı çocuk da aynıymış!   MEMDUH'U İLK KEZ BURADA GÖRDÜM   Memduh Ün’ü ilk kez Sultanahmet’- te, Arasta’nın oralarda bir yerde gördüm. 9 yaşındaydım o zaman. Film çekiliyor dediler, koşarak gittik görmeye. Yıkık kale duvarı arkasından bir kötü adam çıkıyordu, diğer taraftan Eşref Kolçak galiba. Bir tekme atıyordu ona. Böyle bir sahne... Çeken de Memduh Ün’müş. Çocuğum ben, bilmiyorum tabii. Yıllar sonra Memduh’la konuştuğumuzda ortaya çıktı bu...   BU MEYDANLARDA CAMBAZLAR OLURDU   Bayramlar çok güzel yaşanırdı buralarda. Cambazlar gelirdi, panayırlar kurulurdu. Aşağısı Gülhane Parkı... Cıvıl cıvıl olurdu bayramlarda... Cankurtaran’da Efgan Efekan otururdu, o da benim çocukluk arkadaşım tabii... Arada böyle sokakta karşılaşırdık. Elini atmış kızın omuzuna, geliyor karşıdan... Beni görünce hemen çekerdi elini kızdan. Biliyor musun, eskiden, yani bizden önce bu meydanda adam da asılırmış ha... Ama benim çocukluğumda böyle bir şey yoktu.   65 YIL ÖNCESİNE GİTTİM BUGÜN   71 yaşındayım... Sultanahmet benim için bambaşka bir semt. Üç-dört sene önce de geldim, daha doğrusu geçtim buradan. Uzun yıllar sonra ilk kez seninle geliyorum. Ne zaman gelsem çok etkileniyorum Sultanahmet’ten... 60-65 yıl öncesine götürdün bugün beni...   BELEDİYE BAŞKANIYKEN EVİMİ İPOTEK ETTİRDİM   * 5 yıl Şişli Belediye Başkanlığı yaptın, en iyi icraatın neydi?   - Parasızdı o zaman belediye. Ben evimi ipotek ettirip çalışanların maaşını ödediğimi bilirim.   * Gerçekten yaptın mı bunu?   - Yalan mı söyleyeceğim sana! Git belediyenin, bankanın kayıtlarına bak.   * İcraat olarak?   - Feriköy Pazarı’nı kaldırdım, kadın evlerini açtım. O belediye başkanlığını o kadar güzel yaptım ki. Vicdan azabı çekeceğim en ufak bir şey yapmadım. Hem oyuncu Fatma Girik, hem de belediye başkanı; ikisine birden saygı gösterdi insanlar. Sana bir şey söyleyeyim mi, benim hâlâ param yok. Bodrum ve İstanbul’da birer evim var sadece.  Cengiz Semercioğlu/Kelebek
Yorumlar | 0
üye profil