Canlı
TV8'de şu an

Bu yarışmacının performansını beğendiniz mi?
Onu Hep Ünlü Avcısı Olarak Tanıdık! Peki Tomris Giritlioğlu Kim?

Onu Hep Ünlü Avcısı Olarak Tanıdık! Peki Tomris Giritlioğlu Kim?

Tomris Giritlioğlu... O, bu ülkedeki dizi anlayışını değiştiren kadın. O, bu toplumun yaşadığı travmaları önümüze koyan, unutmak isteyenlere, “Unutmayacağız, unutturmayacağız!” diyen kadın.

05.05.2013 10:43

Tomris Giritlioğlu... O, bu ülkedeki dizi anlayışını değiştiren kadın. O, bu toplumun yaşadığı travmaları önümüze koyan, unutmak isteyenlere, “Unutmayacağız, unutturmayacağız!” diyen kadın.   Varlık Vergisi, Mübadele, 6-7 Eylül, 12 Mart, 12 Eylül, Diyarbakır Cezaevi… Bildiğimiz ama unutmaya çalıştığımız yakın tarihi gözümüze soktu. İşine tutkuyla bağlıydı, yıllarca gece demeden, gündüz demeden deli gibi çalıştı, montaj odalarından çıkmadı, çocuğu konumundaki iki dizisi (Bu Kalp Seni Unutur mu, Kasaba) siyasi sebeplerle yayından kaldırılınca hastalandı. Üzerine bir de annesini kaybedince, hastalığının adını koydular: Kanser.   Elbette genetik faktörler, yanlış beslenme, sigara ve stres de etkiliydi. Artık daha sakin daha çatışmasız bir hayat yaşıyor. ‘Kayıp Şehir’ de kaldırıldı ama eskisi kadar üzülmüyor. Hastalığı da yenmiş durumda ama sürekli kontrol altında. Ortaköy’deki evinde yaptık bu röportajı. Neşeli, esprili, sıcak, sahici ve çok bilgili biri… Çok sevdik birbirimizi… Yeni projeleriyle bizi şaşırtmaya devam edecek…   Hacettepe’de İngiliz dili ve edebiyatı okurken nasıl oldu, sinema sizin için vazgeçilemez bir tutkuya dönüştü?  - Üniversite 1’in yaz tatilinde babam beni Londra’ya yolladı. Orada bir sinemanın önünde, baktım uzun bir kuyruk. O zaman daha henüz adını bile duymadığım Tarkovsky’nin bir filmi ‘İvan’ın Çocukluğu.’ Sırf meraktan girdim ve hayatımda bir deprem oldu. Fark ettim ki, benim ilgi duyduğum bütün sanat alanları, tek bir alanda, sinemada toplanmış. Şiir, edebiyat, resim, heykel her şey var içinde. Hemen o gece anneme, babama mektup yazdım, “Okulu bırakıp, burada yönetmenlik okumak istiyorum, ne dersiniz?” Babamdan çok içten cevap geldi, “Ben senden ayrılmaya henüz hazır değilim. Gel okulunu bitir. Sonra ne istiyorsan yap!” Öyle başladı sinema tutkum.   Türk filmlerine ilginiz var mıydı? - Yoktu. Yılmaz Güney’le oldu. ‘Umutsuzlar’ı sekiz kere filan seyretmişimdir. Aşırı bir hayranlığım vardı. Mahkemelerine bile gidiyordum, Fatoş Güney’in arkasında oturuyordum. Yatak odama posterlerini asıyordum, annem de, “İndir şu çirkin adamın resimlerini!” diyordu.   Sonra peki… - Sinemacı olmak istiyordum ama Ankara’da otururken nasıl olacağımı bilmiyordum, TRT’nin sınavına girdim. TRT’nin hayatımdaki yeri önemli. Çok iyi bir okuldur. Önce, ‘Tabletten kasete’ diye bir belgesel çektim, sonra ‘Beyoğlu.’ İkisi de yurt dışında ödüller aldı. Sonra da ‘Kanto’dan Tango’ya. Yayınlandıktan sonra İstanbul Festivali istedi. 10-15 dakikasını kırptım yolladım, sinemayla tanışmam ilk öyle oldu. Sonra da gerisi geldi…   Müthiş filmler, diziler yaptınız. Toplumsal travmaları görselleştirdiniz. Mübadele dönemi, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül, 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü… Tarihe mi meraklısınız, o dönemlerle hesaplaşmaya mı? - Yok, tarihe düşkünlük değil. Tarihi yaptığım araştırmalarla öğrendim, daha yakın oldum. Benim için ‘yüzleşme duygusu’ önemli. Ben sanatçının temel görevlerinden birinin, yaşadığı toplumun sorularını yansıtması olduğuna inanıyorum.   Yaptıklarınızı destekleyenler kadar, küfür edenler de var. İçiniz rahat mı? İyi ki yaptım diyor musunuz? Milletin ne dediğini takar mısınız? - Hayır, hiç takmam. “İyi ki yaptım” ne kelime… “Daha da yapacağım!” diyorum.   Peki yaptığınız bir şeyin başkaları tarafındın yayından kaldırılması sizi ne kadar üzer? - Artık eskisi kadar üzmüyor. Televizyonun halini, son bir yıldır vahim buluyorum. Şimdiki ‘rayting denek grupları’, eski denek grupları değil. Onları ciddiye almıyorum. Eskiden AB grubundaki temel kıstas eğitimdi, şimdi ekonomik güç. Böyle olunca da, değişen sermayeyle birlikte, daha kolaycı bir seyirci grubuna geçti reyting belirleme hakimiyeti.   Sizin seyredip beğendiğiniz diziler var mı? - İki tane. Biri ‘Merhamet’ öbürü ‘Galip Derviş.’ Bu ikisini kaçırmamaya çalışıyorum. Tabii ki ‘Muhteşem Yüzyıl’ da güzel bir dizi. Timur Savcı önemli bir şeye cesaret etti ve çok başarılı oldu. Ama ben farklı işleri seviyorum.   Siz, sinemaya bir dolu genç yetenek kazandırmakla ünlüsünüz. Bu özelliğiniz nereden geliyor?   - Galiba sezgilerim güçlü. Gerçekten de ‘star avcısı’ haline geldim. Onlara samimiyetle yaklaşıp kalplerini çalıyorum. Onlar bana ne kadar borçluysa, ben de onlara bir o kadar borçluyum. Nejat İşler mesela, onu tek kişilik bir oyunda izlemiştim, çok gençti. Sonra unuttum gitti. Ama arıyorum da bir taraftan. Sonra karşıma çıkıverdi, iki ay uğraştım ikna etmek için. Bana “Sen deli misin? Niye uğraşıyorsun bu adamla bu kadar” diyorlardı, “Yok, bir şey var bu çocukta, çok parlayacak” diyordum. Nik Xhelilaj için de aynı şeyi söylüyorum, o da çok parlayacak.   Neye göre belirliyorsunuz? - Benim için samimiyet önemli. O his geçiyor izleyiciye. Ben okullu olmayı hiç önemsemiyorum. Ne oyunculukta ne yönetmenlikte. Tabii ki birikim önemli ama oyunculukta farklı bir şey var, kalple beynin senkronize çalışması gerekiyor. Ve bir de tabii o anı hissedebilmesi. O yüzden herkes oyuncu olabilir, yeter ki yürekten istesin.   Gelelim ‘Kayıp Şehir’e. Eleştirmenlerin, editörlerin, entelektüellerin öve öve bitiremediği dizi neden yeterli reytingi yakalayamadı? - 16. bölüme kadar üç ayrı günde yayına girdik, beş ayrı saatte. Bunun reytingin yükselmesini engellediğini düşünüyorum. Ama kanal destekledi diziyi, onların da çok emeği var.   Yeni bir proje var mı? - Var. Üstünde çalıştığım romantik bir drama var. 2014 romantizm yılı olacak. 2013’ün Eylül'ünde başlıyor yeni dizimiz. Baş roldeki erkek oyuncu inşaat işçisi. Diyorlar ki, “Tomris oraya pankartlar asar! Sol elleri havaya kaldırır” öyle takılıyorlar bana. Yok hayır, romantik drama olacak. Bir de ‘Üç İstanbul’ var. Büyük bir proje. Geçmişi anlatırken, bugüne de anlatmayı seviyorum. Onu da 2014 Eylül’üne hazırlıyoruz.   Yapmak istediğiniz, yapamadığınız, içinizde ukte kalan proje var mı? - Yapamadığım değil, üstesinden gelemediğim bir proje var, Tanpınar’ın ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü.’ Ben Tanpınar’a âşık bir yönetmenim. Ama ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü hakkıyla kotaracak ne bir senaristin ne de bir yönetmenin Türkiye’de var olduğunu düşünüyorum.   Oyuncular bu meslekte bayağı yüksek paralar kazanıyorlar. Peki ya yönetmenler, senaristler? - Şu anda en çok kazanan oyuncular ve senaristler. Ben hiç bir zaman oyunculara, yazarlara verdiğimiz paradan daha fazla verilmesine müsaade etmedim. Ama evet, starlar feci para kazanıyorlar.   ‘Star’ların bir diziyi alıp götürmekte etkisi ne kadar? - Beş reytingi geçmez. Benim bir ilkem var dizi yaparken: Star olan projedir. Projeniz iyi değilse, istediğiniz kadar starlarla çalışın bir yararı olmaz. Önce fikir, sonra senaryo, sonra kast ve tabii yönetmen.   Siz mesleğiniz gereği, ortalığı yatıştıran bir tip misiniz? - Hayır, tam tersi duman eden bir tipim! Ben yıllarca çatışmalardan beslendim. Ama gönül almayı da bildim. Birinin kalbini kırdıysam, gece eve gelir, ağlardım. Ama kalp kırmaktan da yıllarca hiç vazgeçmedim.   Kendinize bir kuşağa ait görüyor musunuz? - Biyolojik olarak 78 kuşağıyım, ruhen 68. Çünkü eski eşim Aycan’la aramızda 16 yaş fark vardı ve bütün hayatım 68 kuşağıyla iç içe geçti. Hapisten çıkanların çoğu bizim evde kalırdı.   Sizin yaptığınız, herkesin bildiğini yalın ama anlamlı ve farklı bir biçimde görselleştirip, insanların unuttuklarını hatırlatmak mı? - Evet, hatırlatmak, önlerine koymak. “Bunu unutmayın” demek. ‘Salkım Hanım’ın Taneleri’ni izleyen biri, “Tomris Hanım, bunlar gerçekten yaşandı mı?” dedi, “Çok küçük bir kısmını gösterebildik” dedim, “Çok utandım!” dedi. Benim bütün amacım bu: Kusurlarımızdan dolayı utanmamızı ve tekrar yapmamamızı sağlamak. Ama bu toplum öyle bir toplum ki, sürekli hatalarını tekrarlamaktan vazgeçmiyor.   Toplumsal travmalarımızın en vahimi sizce hangisiydi? - Diyarbakır Cezaevi. Bugün çok gündemde olan PKK sorununun başlangıç nüvesi de orada atılmış. Bir de ‘Hatırla Sevgili’de çok travmatik anlar yaşattık seyirciye.  Ziverbey’de bir kadın tutuklu hep gözü kapalı işkence görür. Sonra onu bir odaya alırlar, gözünü açarlar, önüne de kocasının ölüm haberinin olduğu gazeteyi koyarlar. İlk gördüğü şey o olsun diye. Bir insan bundan daha vahim ne yaşayabilir? KAZANDIRDIĞI OYUNCULAR   Tuba Büyüküstün, Beren Saat, Bülent İnal, Nejat İşler, Ahu Türkpençe, Özgü Namal, Begüm Birgören, Berk Hakman, Onur Saylak, Cansel Elçin, Selma Ergeç, Günay Karacaoğlu, Gerçek Sağlar, Nik Xhelilaj, Melisa Aslı Pamuk…Ayşe Arman/Hürriyet
Yorumlar | 0
üye profil