Koronavirüsle mücadelenin kahramanları olan filyasyon ekipleri, aylardır yaşadıklarını anlattı

Koronavirüs salgını ile mücadelenin kahramanları olan filyasyon ekipleri, aylardır dur durak bilmeden görevlerini icra ediyorlar. Koronavirüs hastalarını ve hastalarla temas eden kişilerin takibini büyük bir özveriyle yürüten filyasyon ekipleri, koruyucu ekipman ve N95 maskeyle gün boyu birçok şey yaşıyor. Susuz kalmalarına rağmen maskelerini çıkarmayan, gittikleri evde sözlü tacize maruz kalan filyasyon ekipleri günün sonunda eve gitseler de yatıp dinlenme imkanı bulamayabiliyorlar. Ekipler, gece atılan bir mesajla izin günlerinde dahi işe çağrılabiliyorlar. Bu yüzden mesajları da anbean takip ediyorlar.

Yayınlanma Tarihi: 18.10.2020 09:53
Değiştirme Tarihi: 18.10.2020 09:53
Koronavirüsle mücadelenin kahramanları olan filyasyon ekipleri, aylardır yaşadıklarını anlattı

Hürriyet'ten İpek İzci, aylardır çalışan ve artık bir hayli yorgun olan filyasyon ekibinde görev yapan 2 diş hekimi, bir ebe ve muhtarla konuşup, aylardır yaşadıklarını dinledi. Toplum sağlığını korumak için gece-gündüz korona pozitif ve temaslı kişilerin evlerine gittikleri için aralarında ailesini aylardır görmeyen, hatta bir süre yurtlarda yaşayan görevlilerin olduğunu söyleyen İpek İzci, bu çabaların karşılığnda duyarsız davranan ve kuralları ihlal edenlere karşı filyasyon ekiplerinin haklı olarak içerlediğini ifade etti. 

İKİ KADIN GİTTİĞİMİZ OLUYOR; EVİN KAPISI KAPANMASIN İSTİYORUZ, TEDİRGİNİZ...
H. A, 44, diş hekimi

İki aydır filyasyon ekibindeyim. İlk hafta 9.00-23.00 saatleri arasında çalıştım, sonraki hafta günaşırı çalışma sistemine geçtik ama buna rağmen arada da işe çağırdılar. Üç gün çalışmanın üzerine bir gün dinleneceğim, gece 23.00’te “Yarın gelin” diye mesaj geliyor. İzin günümde oğlumun öğretmeniyle tanışacaktım. Görev saatimi pat diye değiştirdiler ve görüşmeye gidemedim mesela.

Haber ile ilgili metin girin!.

Filyasyon sistemi oturmaya, bu sayede de vaka sayıları azalmaya başladı. İlk günler geç kalıyorduk. Ama en kötüsü vefat edenin evine gitmekti. Arkadaşlarımız iki-üç gün boyunca aranıp sorulmamış bir eve gitti, hasta yaşlıymış ve ölmüş. Son dönemde o kadar hızlı hareket ediyoruz ki korona olduğunu bizden öğrenen hastalar oluyor.

Dinlenmeye çok ihtiyacım var

Bir hastaya gittim, kapıyı kendisi açtı. Konuşurken alt kattan elinde tencereyle biri geldi. Koronalı hasta yemek yapıp komşusuna vermiş, komşusu da tencereyi geri getiriyordu. O kadar rahat bir şekilde içeri girip tencereyi bıraktı ki, “Ne yapıyorsunuz, çıkın” dediğimde, son derece normal bir şekilde “Dün bütün gün buradaydım” diyebildi. Bina içinde bir komün hayatı yaşayanlar var. Hastalar da temaslılar da işe gidiyor, toplu taşıma kullanıyor. Düğün dernek de yapıyorlar. “Para cezası var” dediğimizde, “Ne olacak, öderim” yanıtını alıyoruz. “Dışarı çıkmayın” dediğimizde ikna olan var ama çoğu bu uyarıya uymayacağını belli ediyor. Sonradan aradığımızda da evde olmadıklarını görüyoruz zaten.

Yoldayken maskesini takmayanlara “Maskeni tak” demeye çekinir olduk. “Maskeni tak” dediği için arkadaşlarımız karakolluk oldu. Bunlar tedirginlik veriyor. Akşam adres bulmak da çok zor. Hele de kentsel dönüşümün olduğu yerlerde... Apartmanın numaraları görünmüyor, içeri giriyoruz, ışık yok. Kimi yerlerde sokaklar kapkaranlık. Genelde evlere iki kadın gidiyoruz. Yanımızda erkek olunca hastalar biraz daha geri duruyor ama karşılarında kadın olunca daha rahat davranıyorlar. Evin içinde çok fazla vakit geçirmemeye çalışıyoruz, rahatsız hissettiğimiz oluyor. İşimizi daha çok kapıda halletmeye çalışıyor, o kapı kapanmasın istiyoruz. “Sizi her konuda arayabilir miyim” diyen bile oluyor. Bunu söyleyen bir erkek olunca tedirgin oluyorsunuz. Korkuyoruz.

Filyasyon yaptığımız günlerde iyi beslenemiyoruz. Bu iş zaten çok yorucu, 5 kat çık, 10 kat çık. Aracın içinde üç kişiyiz, maskeyi çıkarmak istemediğim için su içmemeyi tercih ettiğim oluyor ve susuz kalıyorum. Oğlum dokuz yaşında, “Anne neden senin de normal bir işin yok, sen niye izin alamıyorsun” demeye başladı. Onunla geçirdiğim vaktin bu kadar azalmasını bir türlü anlayamıyor. Gündemim hep bu. Eve geliyorum, telefonuma bir saat bakmazsam, 100 mesaj birikmiş oluyor. “Acaba yeni bir mesai düzenlemesi mi var” diye sürekli o mesajları okumak zorundayım. Dinlenemiyorum ve dinlenmeye çok ihtiyacım var. 

BU İŞE BİZE DUA EDENLER SAYESİNDE DEVAM EDİYORUZ
A. S., 38, diş hekimi

İlk aylarda pozitif vakaların hepsi hastanedeydi. Şu an nefes darlığı yaşayanlar hariç bütün hastalar evde tedavi ediliyor. Biz ilk günlerde sadece pozitif hastaların temaslı olduğu kişilere gidiyor, izolasyon kurallarını anlatıyorduk. Hastanelerin doluluk oranı artınca hastaların bir kısmı evde tedavi edilmeye başladı, biz de iki aydır evlere ilaç götürüyoruz.

Haber ile ilgili metin girin!.

Evde olmasına rağmen kapıyı açmayanlar oluyor. İşten izin almak için kendini ‘temaslı’ listesine eklemeye çalışanlar çıkıyor. Gerçekten temaslı olanlardan da dışarı çıkmak zorunda hissettiği için kendini gizleyenler var.

Bir gün bir adam gizlice aradı ve...

Bir arkadaşım bir temaslı hastanın kaçan kedisini yakalama görevini üstlendi. “Kediyi yakalamak için tüm mahalleyi korona yaparlar” diye endişelenmişti çünkü. Beni de bir gün gittiğimiz evdeki evli bir adam gizlice aradı, aynı binada iki kadınla temasta bulunduğunu söyledi. Nadiren tansiyonun yükseldiği de oluyor.  Cezaevinden çıkmış bir hasta kalem fırlatmıştı. Bu işe, bize kibar davrananlar, dua edenler sayesinde devam ediyoruz.

Yaptığımız şey dışarıdan çok kolay görünüyor. Ama o ekipman ve N95’le çalışırken nefesimiz kesiliyor, terimiz üzerimizde kuruyor, ertesi gün mutlaka başımız ağrıyor, hasta gibi oluyoruz. Filyasyon işim bitsin, normal hayatıma döneyim istiyorum.

‘MUHTARIM ATEŞİM ÇIKTI’ DİYE ARAYANLAR DA OLUYOR

Sultan Aksu Kütük, Rasimpaşa Mahalle Muhtarı

Biz muhtarlar Vefa Sosyal Destek grubundayız. Bu grubun bir üyesi olarak iki aydır filyasyon ekibindeyim. Ekibimizde ayrıca bir polis, bir zabıta, bir öğretmen ve bir din görevlisi var. Sağlık Bakanlığı FİTAS adında yeni bir takip sistemi geliştirdi. Buraya COVID-19 pozitif ve temaslıların listesi geliyor, hemen evlere gidiyoruz. Yanımızda sağlık personeli olmuyor, sağlıkla ilgili bir sıkıntı görürsek İlçe Sağlık Müdürlüğü’nü arıyoruz.

Haber ile ilgili metin girin!.

Bizde koruyucu ekipman yok. Kendi önlemimizi kendimiz alıyoruz. Daire kapısı önünde 1.5-2 metre mesafede durarak kişinin evde olup olmadığını kontrol ediyor, bir ihtiyacı var mı diye soruyoruz. Varsa Kadıköy Kaymakamlığı’nın kurduğu WhatsApp hattına yazıyoruz. Ekipler hemen yardımları ulaştırıyor. Bu bazen para, bazen sıcak yemek, bazen de kuru gıda oluyor ama mutlaka ulaşıyor.

İzolasyonda olması gereken hastaları evde bulamadığımızda telefonla aranıyor. Ulaşılamıyorsa veya telefonunu açıp “Evde değilim” diyorsa hakkında tutanak tutuluyor. Para cezası, 3.150 lira. İzolasyonda kalmayı ısrarla reddederse yurda yerleştiriliyor. İzolasyon kurallarına uymayanlar genelde temaslı kişiler oluyor. “Bende semptom yok” diye kendini dışarı atıp iki gün sonra “Muhtarım ateşim çıktı” diye arayanlar da oluyor.

Genç bir kızı denetime gittim, kapıyı maskesiz bir genç açtı. Sevgilisiymiş. Aradığım kişinin ismini söyledim, “Neden buradasın? Onun tek başına izolasyonda olması gerekiyor” dedim, “Abla, sevgilim korona olmuş, yalnız mı bıraksaydım” diye yanıt verdi. Evet, yalnız bırakacak, bu böyle bir hastalık. Birkaç gün sonra yine aynı evi denetime gittim. Kapıyı yine aynı genç açtı. Hastayı sordum. “Kavga ettik, evi terk etti. Telefonumu açmıyor, sen ara, belki ben de yerini öğrenirim” dedi. Benim telefonum da açılmadı.


FİLYASYON YAPTIĞIM KİŞİLER ‘DIŞARI ÇIKABİLİR MİYİM’ DİYE BENİ ARIYOR
B. A., 24, ebe

Sekiz aydır filyasyon ekibindeyim. İşim gereği Diyarbakır’ın köylerine gidiyorum. Eve gidemeyip yurtta kaldığım dönemler oldu ve aileme duyduğum özlem, iş stresi derken kendimi yorgun hissetmeye başladım. 8.00-24.00 arası çalışıyorum, izin günlerimde dahi filyasyon yaptığım kişiler, “Test sonucum ne oldu”, “Dışarı çıkabilir miyim” diye beni arıyor. Bu koşullarda bırakın bankaya gitmeyi, alışveriş yapmayı, dinlenmek bile imkânsız. Salgını düşünmediğim bir beş dakika benim için lüks.

Geçenlerde bir vakayı aradım. Test sonucunun pozitif olduğunu bildiği halde yola çıkmış. Emniyete bildirdim, kişi Antep’te yakalanınca para cezası kesilip yurda yerleştirildi. Sonra beni arayıp suçlu benmişim gibi küfretti. Gece 1.00’de, 2.00’de arayanlar, 3.00-4.00’te mesaj atanlar… “Acil bir durumda 112’yi arayın” diyordum ama numaram açık olduğu için beni arıyorlardı. Tehdit mesajları atanlar da oldu, şikâyetçi oldum. Neyse ki şimdi santraldan arama diye bir şey geliştirildi, numaralarımız artık gizli.

Bir eve temaslı bir kişiyi karantinaya almak için gittim, “Hayvanlarım var, onlara bakmazsam ailemi nasıl geçindireceğim” diye üzerime yürüdü. Can güvenliğim tehlikedeyken “İşlemi bıraksam mı” diye düşündüm ama bırakırsam hastalığı onlarca kişiye bulaştırabilirdi. Bir gün de başka ekibimiz bir eve gidiyor. “Siz kimsiniz, burada ne arıyorsunuz” diyerek akrabalar ekibin etrafını sarıyor. Ekip kim olduklarını açıklayana kadar araçları tekmeleniyor, ölümle tehdit ediliyorlar, rehin alınıyor, hakaretlere maruz kalıyorlar. Sonradan öğreniyoruz ki ailenin hısımları varmış, bir oğulları öldürülmüş, bu yüzden akrabalar teyakkuzdaymış. Aylardır ailemizin sağlığını korumak için eve gitmiyoruz, başka insanların sağlığını korumak için gittiğimiz evlerde hak etmediğimiz tepkilerle karşılaşıyoruz. Sağlık çalışanlarına ek ödeme verileceğinden bahsetmişlerdi ama o da adaletsiz dağıtılınca ve sağlıkçıya şiddet konusunda uygulamalar yetersiz kalınca motivasyonumuz iyice düştü.