Kim Cenazeme Gelecekse Hepsini Gördüm!

Kim Cenazeme Gelecekse Hepsini Gördüm!

Kadir İnanır, hastalığı sırasında yaşadıklarını anlattı: Türkiye'nin dört bir yanında dualar okundu, hastane birbirine girdi.

27.05.2012 14:02

O yılların Kadir İnanır'ı. Bana göre Türkiye'nin en güzel gülen adamı, en efsane yakışıklısı. Kısa süre önce herkesi korkuttu, üç ameliyat birden geçirdi. Herkes onu merak etti, günlerce hastaneden haber bekledi. Şimdi gayet sağlıklı, hatta 'Elveda Katya' filmi için Trabzon'daki sette. Çekimler başlamadan önce buluştuk; filmdeki rolünden ameliyatlarına, yaşıyla barışık olmasından sigarayı bırakmasına kadar her şeyi konuştuk. Yaşlanmaktan bahsedince bir güzel haşladı beni ama o kadar olur artık! Yaşadığı zor günlerin ardından, işte Kadir İnanır'dan ilk röportaj…   Geçmiş olsun, çok ciddi ameliyatlar geçirdiniz, şimdi nasılsınız?    Teşekkür ederim Şirin. İnsan inançlı olunca, başına bir bela gelmeden önce de hayatın hem ne kadar anlamlı hem de ne kadar kısa olduğunu görebiliyor. Şöyle bir bakınca… 62 yılında İstanbul'a gelmişim. O günden bugüne 43 yıl geçmiş. Hayatımı yazmak için bu 43 yılın dökümünü yaparken, ömrün ne kadar da çabuk bittiğini gördüm.    Bütün bunları yaşadıktan sonra, kendinize özensiz davrandığınızı söyleyebilir misiniz?    Öyle olduğu kendiliğinden ortaya çıktı işte. Bazen tutkuyla bağlandığımız şeyleri çabucak ya da çok tüketmek isteyince hastalıklar da başlıyor.  Nedir o tutkuyla bağlandığınız şey?    Sigara mesela…  Hastalığınız nasıl çıktı ortaya?    Kısa süre önce Çin'e gitmiştim, orada epeyce üşüttüm. Gelir gelmez de otel açmak için Ertuğrul Günay'la beraber Ordu'ya gittik. Büyük üç tane otel açılıyordu, açılışları otellerin kapı ağzında yapıldı. Ben de üzerime palto almadım, takım elbiseyle gittim, rüzgarda kalıp üşüttüm. Soğuk algınlığıdır bir haftada geçer diye yattım. Sonra baktım geçmiyor, bir doktor arkadaşıma gittim. Dinledi beni, "Anjiyo yapalım" dedi. Ben de "Bırak anjiyoyu, üşüttüm" diye ısrar ettim. Kendi aile doktorum da dinledi, "Ciğerlerinde bir sorun var" dedi. Film çekilince gördük ki, ciğerin altında bir leke var.    Bunu duyunca ne hissediyor insan? Leke denilince korkmuyorsun, asıl onun sonrası var! Üç hafta antibiyotik tedavisi sonrası kendime geldim. Eve de bir hastane odası kurdurdum bu arada, öyle bir sistem var şimdi…    TANRI İLE İLİŞKİM İYİDİR    Duyulmasın diye mi hastanede yatmadınız?    Rahatsızlığım milleti meşgul etmesin istedim çünkü bizim böyle dramatik sorunlarımız sevenlerimize de sirayet ediyor. Film çektirdikten sonra MR'a girdik, orada da gözüküyordu leke. Bir biyopsi yaptılar, tümör var ama kanser mi değil mi bakılması gerek. Yeni bir alet gelmiş, ona girdik, orada da doğrulandı, dediler ki "Bunu alacağız." Tam o arada bel fıtığı çıktı! Bende stent olduğu için, hastane "Anjiyo yapmadan hiçbirine müdahale ettirmem" dedi. Önce anjiyo olduk, bir gün sonra bel fıtığı ameliyatı, iki gün sonra da akciğer operasyonu yapıldı.     Offf… Arka arkaya üç ameliyat birden?    Tıp tarihinde dört günde üç ameliyatı zor yaparlar ama biz mecbur kaldık. Ben de müdahale etmedim çünkü 'ya o leke büyürse' paniği vardı. Lafıma başlarken inançlı insanım dedim ya, gerçekten de benim Tanrı ile ilişkilerim çok güzeldir. O kadar güzeldir ki, ben o soğuk algınlığına yakalanmasaydım kimbilir başıma neler gelecekti! "Ben seni oraya gönderdim çünkü senin yapacak daha çok işin var, bu sana ikaz olsun, sonra gene görüşürüz" dedi Tanrı bana.    Dört günde üç ameliyat yormadı mı sizi, isyan etmediniz mi?    O andan sonra yapacak bir şey yok, teslim oluyorsunuz.    ŞU ANDA RİSK KALMADI!    Herkes hastaneye akın etti, çok endişelendi. Ne hissediyor insan böyle zamanlarda?    Bu ülkede çok sevildiğimi biliyordum, bir kez daha emin oldum. Mesela Türkiye'de 56 tane siyasi parti varmış, yarısından fazlasının temsilcileri hastaneye gelip 'geçmiş olsun' dedi. Türkiye'nin dört bir yanındaki evlerden dualar okunduğunu gördüm, hastane birbirine girdi, personel artık dayanamaz hale geldi. Öyle bir şeydi ki benim için; hani insan ölür de cenazesine gidilir ya… Ben kim cenazeme gelecekse hepsini gördüm!    Siz zaten "İnsan yaşarken sevildiğini görmeli" dersiniz hep…    İşte onu gördüm. Medyanın, hastanenin kapısında, 10 gün hiç ara vermeksizin durumumu an be an takip etmesi de bana müthiş güç verdi.    Size değil de kime gösterecekler bu ilgiyi!    Aradaki diyalog kopuksa göstermez. Ben bazen bağırdım onlara ama hiç kırılmadılar, beni hep anladılar.    Şimdi nasıl durumlar, risk ortadan kalktı mı tamamen?    Tümör iyi huyluydu zaten, onu aldılar. Kapalı ameliyat da yapabiliyorlardı ama biz açık istedik. Operasyonlar bitti, kontroller yapıldı, her şey tertemiz çıktı. Şu anda gözüken hiçbir risk yok. Ameliyatı yaparken kaslar kesildiği için, o kasların iyileşme süreci var sadece. Havalar soğuyunca falan sızı oluyor, onun dışında sağlıklıyım, hiçbir sorun yok.  BENİM KADAR GÜZEL SİGARA İÇEN YOK   Kaç yıl sigara içtiniz?    Kendimizi bildik bileli içtik, zaten doktor da şaşırdı "Bu kadar sigara içilir mi ya?" diye... Ama o stresli ve hızlı yaşamın içerisinde sigaranın bana getirileri vardı, bunlar başıma gelmese bırakamazdım başka türlü.    Ne getirisi vardı?    Zararı belli, ona itirazım yok ama sigara beni sakinleştiriyordu, olumsuzluklara tepki göstermemi engelliyordu. Yıllarca söyledim: Bu ülkede sigarayı benim kadar güzel hiç kimse içmedi, eline sigaranın benim kadar yakıştığı hiç kimse olmadı, sigarayı benim kadar tutkuyla içen kimse de görmedim! Kim bana "Sigarayı bırak" dese onu öldüresim gelirdi. Şimdi diyorum ki, sigara bırakılacak! Ama tutkuyla sigara içenlerin, sigarayı azaltarak bırakmasını öneriyorum. Bu konuda kim kampanya açarsa onu destekleme sözü de verdim. Hükümetle de böyle bir çalışma olacak muhtemelen. Ben hastanedeyken, Başbakan'la da uzun uzun konuştuk zaten.    Ne kadar zorlandınız sigarayı bırakırken peki?    Benimkisi mecburiydi, yapacak bir şey yoktu. Etkileri de hâlâ ciğerlerimden gitmiş değil ama bana çektirdiği acıları hatırladıkça elimi geri çekiyorum.  Kimse de içemiyordur yanınızda!    Yok canım içen içer, öyle bir derdim yok.    Hiç canınız çekmiyor mu?    Çekmez mi, 43 senelik bir tutku. Sakız çiğniyorum ara sıra.   TANRI DEDİKİ "DAHA SIK FİLM YAPACAKSIN"   Üç zor ameliyat geçirdikten sonra setlere hemen dönmeniz şart mıydı? Hiç korkmuyor musunuz?    Korkunca bir şey değişmeyecek ki! Benim bir tek işim var hayatta, yaşamımın bir tek gayesi var, bu mesleği yapabilmek. Onu yapmadıktan sonra ne yapacaktım ki, yaşasam ne olur.    İnsanın aklından geçmiyor mu hiç 'yeterince çalıştım, artık dinleneyim' falan demek?    Olur mu? Tanrı dedi ki, "Daha sık film yapacaksın!" Yoksa alıp giderdi.    Az önce de söylediniz, 43 yıl olmuş. Sahiden hiç yorulmadınız mı?    Yılların yorgunluğu var tabii... Artık eskisi gibi iki gün uykusuz kalıp üçüncü gün setlerde hâlâ durabilme yetisini kaybediyorsun ister istemez. Ama hastalıklar sonucu yaşamına dikkat edince, iyi bakım, iyi beslenme olunca daha dayanıklı olabiliyorsun.    HERKESİ UÇURURUM Set ekibine hafif çaplı bir gözdağı vermişsiniz filme başlarken, "Beni sinirlendirmeyin" diye. Hasta nazı mıydı o?    Yok, öyle bir şey değil o. Ben yıllardır söylerim; benimle çalışmak çok zordur. Bak Şirin, niye zor biliyor musun? Çünkü ben bütün arkadaşlarımı set süresince uçururum...  Uçururum derken?   Yani o kadar güzel geçer setlerimiz... Yapımcıdan gelen sıkıntıları bile hissettirmem, kazandığım paranın yarısını o setlerde yerim. Ben yıllardır tek bir kola almadım, kasa kasa kola aldım. Benim için olay şudur; oradan başarılı çıkacağız ki hayatımız devam etsin! Başarılı çıkmanın tek yolu da, o işi çok severek yapmaktır. Öyle olmasaydı, kimse 43 yıl boyunca beni buralarda taşımazdı.   YENİ BİR KARAKTER ÇIKARACAĞIM   Trabzon'da çekimlerine başladığınız 'Elveda Katya' nasıl bir film, sizin rolünüz nasıl bir rol?    Uzun yol kaptanıyım, emekli olduktan sonra da hacca gidiyorum. Düzgün; çocukları, torunları olan, hayatını camiyle evi arasında yaşayan bir adamın başına gelenlerin hikayesi.    İlk filmini çeken bir yönetmene (Ahmet Sönmez) neden 'evet' dediniz?    Bana çok dizi ve film senaryosu gelir, hepsini de mutlaka okumaya çalışırım. Bizim mesleğimizin en büyük sıkıntısı, yazma işinde sorun olmasıdır bana göre. O sorunu aşmak için de bizim eski filmlerimizi tekrar gündeme getiriyorlar. Senaryoları okurken 'E ben bunları oynamıştım' diyorsunuz. Bu senaryoyu okuyunca dedim ki, tamam bu farklı.    Neydi farklı olan?    Hikayeye baktığm zaman 'burada iyi bir karakter çıkarabilirim' heyecanı oluştu bende. Tekrara düşmek istemedim, bunca yıl oynadığım karakterleri zenginleştirmek istedim. Bir de ilk filmini çeken yönetmenlere de çok inanırım.    Neden?   Çünkü bütün heyecanını o işe verecektir! Başarırsa, Türk sineması için önemli bir film olacak. SENİ ÖNCE GÜZEL BİR PATAKLAYAYIM ŞİRİN!   Yaşlanmak, yılların jönü Kadir İnanır'ı mesleki anlamda üzüyor mu?    Soruna cevap vereceğim de, istersen önce seni bir güzel pataklayayım!    Niye? Sen benim yeni reklam filmimi görmedin galiba?    O reklamda öyle bir durum var mıydı? Ben orada son derece flaş bir karakter yaratıyorum. Benim yaşımda benim gibi bir adam bulamazsın!    Orası öyle tamam da, olgunlaştıkça/ yaşlandıkça kendini daha karizmatik ve yakışıklı bulan erkeklerden misiniz, hafif de olsa burulanlardan mısınız?    Niye burulayım, tersine geçirdiğim bütün evrelerden mutluluk duyan biriyim. Clint Eastwood diye bir adam var, 90 yaşında neredeyse. Hâlâ Amerika'nın bir numaralı aktörü! Jean Gabin diye bir aktör vardı Fransa'da... Alain Delon'lar, Jean Paul Belmondo'larla oynardı ama herkes Jean Gabin'i seyrederdi. Şimdiki yaşımda ya da yaşarsam sonraki yaşlarımda, hayatın içinde olan insanların filmleri çekilmeyecek mi?    ÇİZGİLERİMİ ASLA ELLETMEM    Çekilecek elbette ama bu konuda nasıl hissettiğinizi merak ediyorum…    Çekileceğine göre biz de bunlardan mutlu olacağız. Bir doktor gözaltlarımı gösterip "Şunları alalım mı?" dediğine bin pişman oldu mesela. Ben o çizgileri oluşturmak için neler yaşadım sen biliyor musun? Hatta onlara bağırdım, "Siz ne vicdansız insanlarsınız, benim sanatçı arkadaşlarım bunu isteyebilirler sizden ama niye onlara saygısızlık edip hortlağa dönüştürüyorsunuz?" dedim. Uzun zamana yayarak, ufak ufak, azar azar yapsana şu operasyonları! Ben estetiğe karşı değilim ama kendimle ilgili böyle bir şey asla düşünmem. BU İŞİ YAPIYORSAN HATA YAPAMAZSINYıllardır bütün insanların gözlerinin üzerinizde olması, böyle yaşamak yorucu değil mi?    Yorucu tabii, işin en zor kısmı da o zaten.    Bunca yıl nasıl baş ettiniz bununla?   Büyük fedakarlıklar yaparak…    Peki o fedakarlıkları yaparken kendinizi nasıl mutlu ettiniz?    İçki içiyorduk, sigara içiyorduk işte (gülüyor). Baştan anlattım ya, bu zararlı alışkanlıkların böyle bir faydası vardı. Ama şu da var Şirincim; bu işe girerken, kimse silah çekmedi ki bana! Ben tercih ettim bu işi, bu sorumluluğun çok ağır olduğunun da bilincine çok erken yaşta vardım.    'Canımın istediğini yapsam' dediğiniz hiç mi olmadı?    Asla olamaz. Öyle canının istediğini yapamazsın! Yap da göreyim; sana öyle bir şamar atarlar ki, bir daha kendine gelemezsin. Bu toplumun değer yargılarına hayatın boyunca saygılı olacaksın. Canım istedi pantolonumu indiririm, canım istedi sarhoş olurum yollarda yatarım, canım istedi küfrederim, bağırırım, öyle şeyler yok. Gençlere söylüyorum özellikle, hata yapmayacaksın. KADİR İNANIR HİÇ...   Ağlar mı?    Çok. Benim kadar güzel ağlayan bir adam daha yoktur!    Neye ağlarsınız?    Çaresizliğe, umutsuzluğa ağlarım. Bence insanı insan yapan duygularıdır. Duygusu yoğunlaşmış bir adam gözyaşını dökemiyorsa, onu dökmemek için içerisindeki problemlerini aşamıyorsa, güzel insan değildir.    Yemek yapar mı?    Beceremiyorum ama eskiden gece setten geldim mi çok güzel yumurta kırardım.    İçip dağıttığı oldu mu?    Kimse beni içki içip de bir yerde huzursuzluk çıkarırken görmemiştir. İki defa oldu, onu da anılarımı yazdığım kitabımda okuyacaksınız. Bu yıl sonuna kadar biter...    'Bıraksam bu işi' dedi mi?    Yapacak başka işim yok ki!    Aşık oldu mu?    Aşkın çok farklı tarifleri var. İlişki, tutkuya dönüşmüşse aşktır bence.    Öyle biri olmadı mı?    Hayır, tutkulu bir ilişkim olmadı.    Yalan söyler mi?    Yalan söylemeden olur mu? (Gülüyor) Bir yere geciktiğinde falan söylersin ya, öyle pembe yalanlar söylerim. Yoksa, öyle derin ve iz bırakacak yalanlar söylersen kişiliksiz ve kimliksiz olursun; açığa çıkar, rezil kepaze olursun. Bize yakışmaz büyük yalanlar.   KİM ÇEKECEKTİ?   Erteledikleriniz, pişmanlıklarınız, özledikleriniz yok mu hiç?    Olmaz olur mu, çoook… Hayatımı istediğim gibi yaşamadım ama ben de bu işin üzerine giderek mutlu oldum.    Niye evlenmediniz?    Kim çekecekti bu adamı?    Ama bir hayat arkadaşınız var!    Şimdiki hayatımdan, yani Jülide'den (Kural) bahsetmiyorum. Hayatımın genelinden bahsediyorum.    Ama onunla da evlenmiyorsunuz sonuçta!    Evlilik sorun değil artık, onları aşmış durumdayız.   'ELVEDA KATYA' ÇOK DUYGUSAL   "Elveda Katya çok duygusal bir film. Bir defa vicdanlı olan, yüreği sıcak olan herkesin büyük acı çekeceğine inandığım bir film. Öyle melodram, veremli kız hikayesi falan değil. En önemli yanı da şu: Bazen değer yargılarımız insan onurunu kıracak biçimde çağın gerisine düşüyor. Bu filmde de aynı şey var; değer yargılarımız yüzünden Katya'ya çok acımasız davranılıyor. Onu, Trabzon sokaklarında düşmüş bıldırcın gibi buluyorum. Biz de bu acımasız yapıyı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz..."    
Yorumlar | 0
üye profil