Canlı
TV8'de şu an

Bu yarışmacının performansını beğendiniz mi?
'Beren'le Çalışmamı Küçümsediler'

'Beren'le Çalışmamı Küçümsediler'

Uğur Yücel’in yeni filmi “Benim Dünyam” için geri sayım başladı. Sanatçının hem yönetmenliğini hem de başrolünü üstlendiği film, 25 Ekim’de vizyona girecek.

21.10.2013 09:56

Hayatını engellilere adayan Mahir Hoca’yı canlandıran Yücel’e başrolde eşlik eden isim ise Beren Saat.* “Benim Dünyam”, 25 Ekim’de vizyona giriyor. Başrolde ve yönetmen koltuğunda siz varsınız. Peki canlandırdığınız Mahir Hoca karakteri filmin neresinde?- Hoca, filmin atardamarı. Filmdeki hayatı tersine çeviren adam.* Filmde anlatılan hikâye, gerçekten yaşanmış değil mi?- Evet, Amerika’da yaşanmış gerçek bir olay. Aslında hoca, kadın. Arthur Penn’in “Miracle Worker” filminde de karakter gerçeğe uygun. Fakat “Black”te yönetmen Bhansali (Sanjay Leela Bhansali), hocayı erkek yapmış, ki bu çok akıllıca. Hikâyeyi boyutlandırmış. Hikâyede küçük kız tam akıl hastanesine gidecekken, karşısına onunla ilgilenen bir hoca çıkıyor. Kız, tam bir deha. Hoca da öyle. Ama biri alkolik, diğeri işitme ve görme engelli. Toplum nezdinde iki kusurlu insan yani. Film, bunların başarı hikâyesini anlatıyor.* “Miracle Worker”, “Black” ve şimdi de “Benim Dünyam”. Bu hikâyenin tekrar tekrar film yapılmasının, farklı kültürlere uyarlanmasının sırrı ne sizce?- Başarı hikâyeleri, biyografiler çok çarpıcıdır. Umut veren dramlar, seyircinin çok ilgisini çeker. Seyirci kolayca empati kurar, kendini o kahramanların yerine koyar. Aslında izlediği karakterlere değil, kendine ağlar. Komik durumları ise hiç üstüne alınmaz. Komşusunu ya da arkadaşını özdeşleştirir güldüğüyle. Dramatik olan kendisi, komik olan başkasıdır.OYUNCULUKLA İLGİLENMEM BANA RUH VE ZEKA LAZIM* “Benim Dünyam”, 1950’li yıllarda geçiyor. Bu hikâye günümüzde çekilseydi ne gibi farklılıklar olurdu?- Dönem filmi yapmamızın esas nedeni teknoloji. Gerçek hikâye, 1900’lerin başında geçiyor. Bugünün iletişim hızı ve engelliler için geliştirilen ekipmanlar o dönemde yoktu. Görme engelliler bilgisayar kullanamıyordu mesela. Artık konuşan bilgisayarları var. İşitme cihazını sağırlığa yakın olanlar kullanabiliyordu, şimdi hiç duymayanlar da takabiliyor.* Filmde, dizilerde görmeye alışkın olduğumuz isimler var; Beren Saat, Ayça Bingöl... Onların oyunculuğunda sizi etkileyen neydi?- Ben oyunculuklarla ilgilenmem pek. Bana “iyi oyuncu” diye önerilenlerle çok uğraşıyorum. Ne oynayacak da beni tavlayacak? Bana ruh ve zeka lazım. Sinemanın ilk koşulu, görüntüdür. Görüntünün ruhla bütünleşmesi, sihir yaratır.* O sihri Beren Saat’te buldunuz o zaman...- Zaten ilk Beren Saat için, sonra da onun küçüklüğünü oynayan Melis için “Bunlar filmde olmalı” dedim.* Bir röportajınızda “Beren Saat’le oynayacağım” dediğinizde bazı oyunculardan tepki aldığınızı söylemişsiniz. Türkiye’de “iyi oyuncu”nun tanımı nedir sizce?- Evet, Beren’le çalışmam küçümsendi, ben de buna tepki gösterdim. Küçümseyenler de kendini gereksizce önemseyen insanlar. Türkiye’de ve dünyada iyi oyuncu kavramı muhteliftir. Kötü bir margarin yağı ve berbat bir salçayla yapılmış, gazdan gebereceğiniz bir kuru fasulye iyi sunulursa, çabuk kanarsınız. “İstanbul’un en iyi kuru fasulyesi” yazın kapıya, en az altı kişi yemeden size satar bu haberi...BENİM SETLERİM ÇOK ZEVKLİDİR* Siz en çok yönetmekten mi, oynamaktan mı haz aldınız bu işte?- Ben her zaman yönetmenlikten haz duyarım ve setlerim de çok zevklidir. Birilerinin işi seçme nedeni olabilecek kadar haz veririm hatta. Müzik yaparak, dans ederek, çok büyük bir mutlulukla film çekerim. Hayatımın en güzel zamanlarını film çekerken yaşarım. Beni eriten an ise kamera karşısına geçtiğim andır. Gözükmekten hiç haz duymam. “Performans anksiyetesi” olarak tanımlanan tıbbi durum bende de var. Oynamaktan endişe duyuyorum.* Neden oyunculuğu seçtiniz o halde?- Ben oyunculuğu sabah geç kalkmak için seçtim ama o da olmuyor sinemada. Çünkü ışık sorunumuz var. Günü kaybetmemek için erken kalkıyoruz. Bir tek tiyatrocular geç uyanır. Onu da erken yaşta bıraktım.* Dönmeyi düşünmüyor musunuz?- Düşünüyorum. Tek kişilik bir oyunla... Elinde bir gitarla ülke ülke dolaşmak gibi...* Televizyonda komedi projelerinde izliyoruz sizi ama sinemada tercihiniz dramdan yana. Neden?- Filmler benim hayatıma daha yakın. Kendi yazıp çektiklerimse tam benden geliyor. Ben öfkeli bir insanım...* Neye bu öfke?- Kendi karanlık tarihime ve bu ülkenin gizlenen katliamlarına öfkeliyim. Zulüm edenlere öfkeliyim... Yeni yazdığım şeyler çok daha sert. Ama galiba içlerinden en yufkasını çekeceğim. Aşk anlatmak güzel. Bu aralar o sulardayım. Biraz gönül hikâyeleri anlatayım.DEHA OLMAK DA BİR DERT* Çevrenizdekilerle dobra konuştuğunuz söylenir hep. Kendinize karşı nasılsınız? Çok yargılar mısınız kendinizi?- Konuştuklarım başkalarında fikir yaratıyor ve yeni şeyler düşünmeye başlıyorlar sanırım. Ama genelde duymak istemedikleri konuşmalar oluyor bunlar. Çünkü gerçek. Yanında dururlarsa bu konuşmaların, kariyerlerini, oldukları yerleri kaybedebilirler. O yüzden korkarak dinliyorlar. Soruna gelince... Kendime verdiğim cezaları tükettim. Artık ödüllendirmek istiyorum kendimi. Seviyorum, okşuyorum kendi gönlümü. Çok geç oldu ama artık beceriyorum.* “Nasıl biri olduğumu biliyorum” demişsiniz. İnsan kendini kaç yılda tanıyor? Ne zaman “ben buyum” diyebiliyor?- Ben 11 yaşında hayatımı değiştirdim. Bütün inançlarım yerinden oynadı. Bugünkü fikirlerimi o yaşta hissettim. Ergenlik yaşıma girdiğimde hapishaneden çıkmış, müebbetken af görmüş gibiydim. Büyüktüm yani çocukken. Gelecek bütün zamanları gördüm. Bir tek aptal yanımı fark edemedim. Mesela yanı başımda bana çorap örülür, bütün alem görür, ben göremem. Hâlâ da sürüyor o yanım. Bile bile hata yapıyorum. Bu ağır bir kusur. Bir eksiklik. Deha olmamı engelledi. İyi ki de olmamışım. O da bir dert.BENİM SAHNEM KAMERA ARKASI* “Yazı Tura”, “Hayatımın Kadınısın”, “Ejder Kapanı”, “Soğuk” ve şimdi de “Benim Dünyam”. Yönetmen Uğur Yücel için sırada ne var? Bir süre dinlenmek mi, hız kesmeden yeni projeye atılmak mı?- Ben hep sette olmak istiyorum. Benim sahnem, kamera arkası. Montaj odaları, karanlık stüdyolar. Ruhumun gezindiği yerler, suretimin değil. Durmadan film yapabilirim. 90 yaşımda çekeceğim filmi tasarlıyorum.* Fatih Akın’la “Soul Kitchen”da yaptığınız işbirliğinin tadı hâlâ damağımızda. Başka yönetmenlerin filmlerinde de konuk oyuncu olmayı düşünüyor musunuz?- Esas Fatih Akın’la çektiğimiz “New York I Love You” çok güzeldi. Uzun metraja hazırlanır gibi tasarladık. Birlikte çok zaman geçirdik. Yan yana geldiğimizde bir alan oluşuyor. Benzer yanlarımız çok. Benim için uzun düşünüp kısa çalışıyor... Aslında ona mahcubum. Çünkü bir Hrant Dink filmine çalışıyordu ve benim oynamamı istemişti. Dizi çalışmasından dolayı katılamadım. Son çektiği filminde de iki ana karakterden biri olarak beni düşünüyordu. O da olmadı. Yakınlarda da bir proje yok Fatih’le. Başka kimsenin filmine konuk olmak istemiyorum. Olmadım da. Bir tek Fatih’e gittim. Ama konuk edeceğim yönetmenler var.* Şener Şen’le paslaşmalarınız da Türk sinemasının unutulmayanları arasında. Yeniden bir araya gelme planınız var mı?- Yeniden bir araya gelme planımız yok. Ancak iyi bir proje bizi bir araya getirir. Bizim çocuklar bir film düşünüyorlar ikimize ama nasıl bir şey olduğunu bilmiyoruz.BASTONLA YÜRÜME DERSLERİ ALDIHelen Keller’ın “The Story of My Life” isimli otobiyografisinden uyarlanan Hint yapımı “Black” filminden yola çıkılarak çekilen “Benim Dünyam”da Beren Saat, hem kör, hem sağır hem de dilsiz Ela karakteriyle izleyici karşısına çıkacak.Ünlü oyuncu, rolü için uzun bir ön hazırlık süreci geçirdi. Saat, set öncesi ve set süresince Türkiye İşitme Engelliler Milli Federasyon Başkanı Ercüment Tanrıverdi ile çalıştı. İşaret dilini öğrenen oyuncu, aynı zamanda Altı Nokta Körler Derneği okullarının öğretmenleriyle de çalışmalar yaptı, bastonla yürüme dersleri aldı.En çok duymayan birinin çıkardığı sesleri taklit etmeye çalışırken zorlandığını belirten Saat, “O konuda Ercüment Tanrıverdi’nin yardımını aldım. Helen Keller’ın internetteki videoları da benim için odak noktası oldu ve onun sesini nasıl kullandığıyla ilgilendim” dedi.25 EKİM'DE VİZYONDA* Filmde hikâye, 1950’li yılların Büyükadası’nda geçiyor. Yapım, iki yaşındayken geçirdiği bir rahatsızlık nedeniyle hem kör hem sağır olan Ela ile hayatını onu iyileştirebilmeye adayan Mahir Hoca’nın çarpıcı hikâyesini anlatıyor.Hürriyet

Yorumlar | 0
üye profil