Tozlu defterlerle vedalaşma zamanı

Tozlu defterlerle vedalaşma zamanı
Yayınlanma Tarihi: 28.03.2019 18:07 | Değiştirme Tarihi: 31.03.2019 16:00

21 Mart 2019 günü İstanbul’a göre 04:43’de DOLUNAY adını verdiğimiz Güneş – AY Karşıtlığı tam halini aldı. İşte etkileri...

DOLUNAY haritasını yorumlarken aşağıdaki göstergeleri dikkate alıyorum;

  • Güneş KOÇ Burcunun 0 derecesinde, haritanın 2’inci evinde ve Chiron ile kavuşum halinde. AY ise Terazi Burcunun 0 derecesinde ve haritanın 8’inci evinde yer alıyor.
  • Koç Burcu’nun yöneticisi olan Mars Boğa Burcu’nun 23 derecesinde ve haritanın IC sınırında. Terazi Burcu’nun yöneticisi olan Venüs Kova Burcu’nun 23 derecesinde, Jüpiter’den 60 derece açı alıyor ve Lilith ile kavuşum halinde. Mars ve Venüs arasında kare açı var.
  • Haritanın Yükselen Noktası 2 derece Kova. Kova’nın yöneticisi Uranüs 0 derece Boğa’da, Yükselen Noktasına kare yapıyor ve AY ile Uranüs arasında 150 derecelik bir açı var. Selena ise Uranüs ile üçgen açı yapıyor.
  • Güneş – AY – ASC – Şans Noktası arasında Mistik Dörtgen var.

MEALİ;

Efendim malum zaman retro zamanı… 

Ben Merkür Retro çığırtkanlığı yapmayı pek sevmem :) Ama bu retro hakikaten bizi ters çevirip salladı…

  • Kaybetme ve kaybolma korkularımız depir depir depreşti :)))
  • Kimimizi aldı kursağımızda kalmış heveslere, unuttuğumuzu sandığımız kaygılara, aklımızın dibinde kalmış sorulara, yüreğimizin paslı kilitler vurulmuş acı odalarına götürdü…
  • Kimimiz bazı şeylerin gerçek değerinin ne olduğuna, hangi önceliğe göre davranmamız gerektiğine bir türlü karar veremedik ve içinden çıkamadığınız kayıp kazanç döngülerine girdik…
  • Belki hesapta olmayan borçlar önümüze yığıldı ya da bize olan maddi veya manevi borçlarını bir türlü ödemeyen kişilere kafayı taktık!
  • Kendimizi nasıl olduğunu anlamadığımız bir şekilde eksik, kaybetmiş ve kaybolmuş, yaralı ve daha fazla yara almaya açık hissettik.
  • Maddi ya da manevi düzlemde bir şeylerin bizi terk ettiğini, bir mayanın artık tutmadığını gördük.
  • Bir evin artık oturulur ya da bir yolun artık yürünür halinin kalmadığını, bazı eşyaların tamirinin artık mümkün olmadığını kabul etmek zorunda kaldık.
  • Bazı insanların düzelmediğini, bazı ilişkilerin bir yere varmadığını bir daha ve bir daha deneyimledik.
  • Bazı arzuların, beklentilerin ve heveslerin eskisi gibi anlamlı olmadığını, bazı kapıların arkasında sandığımız şeyin olmadığını, bazı kapıların da sonsuza dek kapandığını anladık.
  • Tutunmaya çalıştığımız bazı yerler, konumlar, eşyalar, tanımlar, insanlar ya da davranış şekillerinin aslında bizi tutmadığını, korumadığını, işe yaramadığını hatta bizi daha beter yaraladığını fark ettik.
  • Bazen de bir şeyin sandığımız kadar korkunç olmadığını, kendimizi bu kadar canhıraş bir şekilde korumamız ve savunmamız gerekmediğini, bir şeylerin hep kötü gitmediğini… Ya da bazı şeyleri bozanın, çizenin, yoranın, yaralayanın biz olduğumuzu idrak ettik.

Oysa bizi böyle yapar, bunlara tutunur hale getiren tam da iyileşmek bilmeyen yaralarımızdı! Biz kendimizi o eşyalar, o konumlar, o tanımlar, o tavırlar, o ilişkilerle güçlendirmeye, boşluklarımızı onlarla kapatmaya çalışıyorduk.  Ve şimdi baktığımızda kendimizi korumaya ya da iyileştirmeye çalışırken yeni yaralar açtığımızı görüyoruz.

Yani eğer hala görmüyorsak da görelim :)

DOLUNAY bize retronun açtırdığı eski defterleri artık efendice kapatmak, verilen mesajı alıp ufaktan yola koyulmak zamanının geldiğini haber veriyor!

Hayat bizi bazen bir kabuğa sarar… Biz o kabuğun içinde bir  süre demleniriz. Bazı dertlerimize orada çare bulur, orada güçlenir, orada büyürüz. Ve büyüdüğümüz için bizi koruyan kabuk artık bizi engellemeye hatta yaralamaya başlar! O zaman hayat bir şekilde sığındığımız, tutunduğumuz, benimsediğimiz ama artık İŞLEVİNİ YİTİRMİŞ olan o kabuğu bırakmamızı ister.

Biz bundan pek korkarız… O kadar ki bizi korumayanı korumaya, bizi beslemeyeni beslemeye, bizi karanlıkta bırakanı aydınlatmaya, bizi öldüreni yaşatmaya çalışırız!

Oysa insanlar, eşyalar, konumlar ve yerler ile aramızdaki bütün bağlar, anamızla aramızdaki göbek bağı gibidir. Ve etrafımızı saran bütün güvenli ve güzel kabuklar bizi sadece bir sonraki aşamaya kadar koruyan bir rahimdir. Süre dolunca rahim mezara, bizi besleyen göbek bağı ise zehirleyen ve boğan kordona dönüşür. O zaman bizim için alıştıklarımızdan, tutunduklarımızdan vazgeçme, yeni bir dünyaya doğma, kendimizi kırılgan hissettiren ama yepyeni umutlar da sunan bir zeminde var olmaya devam etme zamanı gelmiştir!

Bazı davranış kalıpları bir süreliğine ya da belirli durumlarda işe yarar ve bizi o sürecin içerdiği tehditlerden korur. Ama biz her duruma ve insana aynı şekilde yaklaşır, hayatın önümüze çıkarttığı her fırsatı aynı şekilde göğüslemeye, kucaklamaya ya da itmeye çalışırsak, sorun yaşarız ;)

Çok yumuşak ve uyumlu isek mesela, hayat bize gerektiğinde sert ve uzlaşmaz olmayı da öğretir. Hep sert ve yaptırımcı isek de gerektiğinde şefkatli ve kabullenici olmayı… Hep korumacı isek dağınık da bırakmayı, hep korunmayı bekliyorsak kendi zıbınımızı toplamayı ;) Yani bambaşka biri olmayız ama az gelişmiş yanlarımızı da gerektiğinde kullanabilecek kadar geliştirmeyi öğreniriz.

İnsan alış-veriş ile gelişir ve dönüşür. Hayat bize hem verileni almayı ve gereğince kullanmayı, hem de verebileceklerimizi en uygun şekilde sunmayı öğretir.

Öğretir derken de sanmayın ki o iş hep sakin ve tatlı  bir şekilde akar :))) Zira eksiklik ve zorluktur insanı büyüten. İnsan akmayandan, olmayandan, durmayandan öğrenir ;)

Hayatımız boyunca birileri bizi eksik bırakır… Biz de o eksiği bir şekilde tamamlamaya çalışırız. Bazen kendi gücümüzle, bazen başkasının desteği ile, bazen durarak, bazen iterek, bazen herkesi kendimize muhtaç bazen de borçlu bırakarak, hep üstteki el olmaya ve durumu yönetmeye uğraşarak, bazen almayana vererek, bazen vermeyenden almaya çalışarak, bazen hiç bir aldığımızla doymayıp hiç bir yaptığımızla yetinemeyerek, bazen ne versek yetmeyeceğinden korkarak…

Aslında hayat bu saçma sapan alış-veriş sarmalında bize dengeyi ve hesabı tutturmayı öğretmeye çalışır. Ama biz bunu genellikle reddederiz :)))

İşte tam da bu yüzden;

Tıka basa dolmuş taşmış ama içimizdeki soruları cevaplamaya, boşlukları doldurmaya, acıları gidermeye asla yetmemiş, kapanmadıkça da hep yeni kayıplara yol açmış, maddi boyutları geçip manevi bir takıntıya dönüşmüş VERESİYE DEFTERLERİ vardır hayatımızda… Bize o hesabı görmedikçe, alacağımızı almadıkça, eksiklik hissimizi gidermemiz  ve yola devam etmemiz mümkün değilmiş gibi gelir. 

Oysa o defter kurtuluşumuz değil esaretimizdir. Asıl o defteri yakmadıkça, o zaman aşımına uğramış davayı kapatmadıkça, cevap gelmeyecek yere soru sormaktan vazgeçmedikçe, yola devam etmek mümkün değildir.

O kapansın diye divane olduğumuz hesap hayatımızda bir eksiklik değil FAZLALIK olduğu için umduğumuzu orada bulamayız! Gidip gidip oraya takıldıkça biz eksiliriz… Hayatımızdan eksiltiriz…

Halbuki hayat bizi tamamlamak, içimizdeki boşlukları kendi eliyle onarmak, kalbimizi çorak topraklardan söküp verimli bahçelere dikmek, bizden mevye almak ister :)

Eski defterleri çalışılmış dersler olarak görün ve o dersi cebinize koyun. O zaman borç morç kalmaz. O zaman değeri ve anlamı karanlık ve hayaletlerle dolu bir kuyuda değil, hayatın önümüze açtığı yeni yollarda ararız.

Şimdi son kez dinleyin bu şarkıyı… Bir daha aynı hevesle aynı yoldan geçemeyeceğinizi düşündüren şeyler için son kez ağlayın. Zira bir daha asla aynı yoldan geçemeyeceksiniz! Ne siz aynı sizsiniz, ne de aynı şeyleri tekrar tekrar yaşayarak öğrenecek bir şeyiniz var. Artık hayatın sizin için hazırladığı yeni yollar var. Büyüdüğünüzü fark edin. Yola devam etmek için alıştığınız  hiç bir yapıya, hiç bir eşyaya, hiç bir aidiyete, hiç bir bağa, hiç bir tanıma ihtiyacınız olmadığını fark edin. Sizi beslemeyen kaygıları , beklentileri beslemeyin. Sizi tutmayan şeylere tutunmayın. Bırakın hayat size bildiği gibi sunsun güzelliklerini ;) Korkak, buruk, ve küskün bir şekilde KAÇMAYIN kendinizden. Kendinize doğru SELAMETLE GİDİN!

 

Kaynak: Juno Astroloji